• Hakkımızda
  • Künye
  • İletişim
Cuma, Nisan 17, 2026
DİB | Demokrasi İçin Birlik
No Result
View All Result
  • TÜRKİYE
  • EMEK
  • ÇEVRE
  • YAŞAM
    • İnsan Hakları
    • Kadın
  • DÜNYA
  • DİB Avrupa
  • DİB BASIN AÇIKLAMALARI
  • DİB Arşiv
  • YAZARLAR
  • TÜRKİYE
  • EMEK
  • ÇEVRE
  • YAŞAM
    • İnsan Hakları
    • Kadın
  • DÜNYA
  • DİB Avrupa
  • DİB BASIN AÇIKLAMALARI
  • DİB Arşiv
  • YAZARLAR
No Result
View All Result
Demokrasi İçin Birlik
No Result
View All Result
Home YAZARLAR

Doğru Basanlar Kulübü

Ayla Türksoy by Ayla Türksoy
7 Nisan 2026
A A
0
Doğru Basanlar Kulübü

Ayla Türksoy

Reha Erdem’in, senaryosunu yazar, terapist Nilüfer Güngörmüş Erdem ile birlikte yazdığı “Korkuyorum Anne” (2004) filminin ilk cümleleri şöyle başlar:

READ ALSO

ŞU İRAN SAVAŞI NEDİR? Bölüm 3

ŞU İRAN SAVAŞI NEDİR? Bölüm 2:EMPERYALİZMİN SÖMÜRGECİ AKLA DÖNÜŞÜ

“İnsanlar ikiye ayrılır: Eğri basanlar, doğru basanlar. Eğri basanlar bel ağrısından kurtulamazlar. Beli ağrıyanın gövdesi ve başı rahat olmaz. Başı rahat olmayan da hayatta doğruyu bulamaz. Hep doğru basmaya gayret edeceksin. Hep.“

İnsanı gülümseten cümleler. Dünyayı ikiye ayırmanın eski ve tanıdık cazibesi hepimiz için geçerli. Karmaşık olanı sadeleştirmek, her nesneyi her cümleyi ve her insanı bir bakışta tahlil etmek, daima doğruda olduğunu sanmak, olmadığını ilan ettiklerini önce tatlı bir edayla, olmuyorsa sertçe düzenlemek, hizaya sokmak. Hele de bu karışık, zor zamanlarda çok tanıdık geliyor..

Bir süre sonra filmde, kadınlar da ikiye ayrılır: “İnce belliler, kalın belliler.” Onlar da kendi içlerinde memnun olanlar, olmayanlar diye ikiye ayrılır. Ve sonunda şu hüküm gelir: “İnsanlarla uğraşmak zordur.”

Gerçekten zor çünkü insanlar kategorilere pek sığmıyor. Toplumsal ilişkilere, yapılara, örgütlere baktığımızda sürekli böyle mücadelelere tanık oluyoruz. Önce ikiye, üçe ayırmak, sonra o ayrımın ortasında durup doğruyu, en etik duruşu temsil etme iddiasında bulunmak.

Siyasette, akademide hatta ideolojik olarak birbirine yakın küçük örgütlerde bile bu tartışma, sıklıkla kavramsal metafor alanı içinde işliyor. En çok savaş metaforları, arka arkaya “taarruz” yazıları. Metaforların ideolojik kullanımında ötekini nesneleştirme de çok popüler. Kutuplaştırılanı; “temiz olmayan, kirli şey”, “sindirilemeyecek kadar berbat olan”, “kullanım tarihi geçmiş” vb ile tanımlamak o kadar da mesele değil! Amaç çoğu zaman birini ya da birilerini değersizleştirmek, “kullanım”dan silmek olabiliyor. Bunlarla birlikte ertenemez bir aciliyet hasıl oluyor. Konu, “HEMEN ŞİMDİ” halledilmelidir.. Belirsizliğe katlanılamaz. Acilen “netleştirilmeli”dir.. dir.. dir.. Fikirlerden çok, milimetrik ölçütlere göre hareket edilmeye zorlama öne çıkıyor. Ne olduğunu anlamadan bir savaşın ve “çok kötü” ötekinin tarafı olarak buluyorsunuz kendinizi. Eski güzel cümleler, dostluklar önemsizleşmiştir artık! Yakın mı uzak mı anlamadan, nişan alınırsınız..

İnsan hakları, politika, feminizm… Bunların hepsi düşünme alanı olmaktan çıkarılarak, bir doğrular rejimi olarak tarif ediliyor, hızla teorize ediliyor ve sakince bir düşünme, değerlendirme imkanı pek kalmıyor. Tarafınızı seçmek zorundasınız..

Bir bakıma benzer bir “ateş çemberi” içinde kalan Tanıl Bora, kendisine yapılan saldırıları (ya da “linci”), “Öğrenme Korkusu” başlığıyla yazdığı makalesinde ele almıştı [1]. Yazısının içinde yer alan “tahsil meselesi” ile ilgili satırlar, bir süredir okuduğum Eleştirel Pedagoji’nin alanına giriyor bence. Eğiticinin, öğrencilere bilgi depolayan bir bankacı olduğu geleneksel eğitim sisteminden çıkılması; öğrenciyle birlikte öğrenen (onu nesneleştirmeden, özne olduğunu, onun da kendi dünyasını bildiğini kabulle) bir konumda olması ve ancak böyle, birlikte bir direniş hattı ve özgürlük mücadelesi kurulabileceğini anlatan bir pedagoji [2]. Bunu anımsatan satırlarında şöyle diyor Tanıl Bora:

(…) “Dönüp-kendine-bakmanın zahmetlerinden sakınmanın, otomatiğe bağlanmış zihnin yeni patikalara koşulmasını tehdit gibi algılamanın korkusu. Tahsille ilgisi yok, bunun… Hatta tahsille edinilmiş bilgi formasyonu ve bilme biçimi, başka, yeni, farklı öğrenmelere karşı kalın bir zırha dönüşebilir. Tabii ayrıca, ciltler devirmiş olanlarda da ideolojik koşullanma, ideolojik “netlik” ve arı-duruluk tutkusu, bizzat ‘kendi ideolojisi’ içinde bile farklı bilmelere açılmanın yolunu kapatan yüksek setler çekebilir.”

Aynı günlerde okuduğum Sedef Erken’in “Hepimizi Kovalayan Filler” yazısı da [3] benzer bir, set kurmayı ele alıyordu:

“Son zamanlarda Türkiye’de tartışmaları izlerken aklıma sürekli aynı görüntü geliyor. Sanki hepimiz görünmeyen bir filler ordusu tarafından kovalanıyoruz. Kimse bu fil ordusunu tam olarak görmüyor, belki çoğunluk onu karşı mahallede sanıyor ama herkes benzer bir tehdidin varlığından emin. Bu yüzden insanlar sürekli tetikte yaşıyor. Her söz potansiyel bir saldırı, her cümle bir tehdit gibi algılanabiliyor. Böyle bir ortamda düşünmek zorlaşıyor. Çünkü insan zihni uzun süre tehdit altında kaldığında önceliklerini değiştirir. Tartışmak yerine savunur. Anlamak yerine tepki verir.”

Bu sözde aciliyet fırtınası içinde; tek taraflı bir anlatı kurarak, itiraz, eleştiri ve arayış, onarıcı bir adalet ya da etik çerçeve kurma imkanlarının önünü kapatanların, kovalayan ve kovalananların en sevdiği araçlar şunlar olabiliyor: Bir maskenin indirilmesi. Bir gerçeğin açığa çıkarılması vb.. Yöntem genellikle şöyle işliyor: Bir davranışın seçilmesi, bazı cümlelerin seçilerek büyütülmesi, niyet okumalar, etiket koymalar… Bu hikayede biri çalışkandır, biri bilgi biriktirir, biri sinsidir, biri mutlak etki kurmak ister vs. Burada tuhaf bir şey daha var. Çünkü, tarif edilen o küçük iktidar düzeni, eleştirinin kendisinde de yankılanır. Bir kişi konuşur, diğerleri dinler, ilgili kategorilere yerleşip gereğini yaparlar. Bir merkez, sürekli başka merkezleri “teşhir” eder. Her şey politiktir ve evet, politik olanın bir tartışma, mücadele alanı olmaktan çıkarılarak, etiket sanatı haline getirilmesi de düşünmeye değer.

Siyasetin çoğullukla var olduğunu söylüyor Hannah Arendt [4]. Bu yüzden ideolojik kesinliğin çoğu zaman düşünsel güçten değil, düşünmenin kapanmasından doğduğu çıkarımı yapılabilir. Kesinlik sertleştikçe tartışmalar daralıyor ve yeni iktidarlar kuruluyor. Ve belki de o zaman, dünya yeniden, filmdeki o eski mahalle bilgeliğine indirgenmiş oluyor: “İnsanlar ikiye ayrılır: Doğru basanlar, eğri basanlar.”

Ve nedense bu tasnifi yapanlar, kendilerini her zaman ilk gruba dahil ediyor.

Görsel: Bilge Karasu’yı Düşünmek sergisinden. Yazarın kendi çizimlerinden. 2024, Ankara

1. Bora, Tanıl (2026). Öğrenme korkusu.  https://birikimdergisi.com/haftalik/12381/ogrenme-korkusu

2. Freire, Paulo (2022). Ezilenlerin Pedagojisi: 50. Yıl Özel Basım, Çeviren: Dilek Hattatoğlu&Erol Özbek, Ayrıntı Yayınları.

3. Erken, Sedef (2026). Hepimizi Kovalayan Filler – Türkiye’de Tartışmanın Psikolojisi. https://sedeferken.substack.com/p/hepimizi-kovalayan-filler-turkiyede?utm_campaign=post-expanded-share&utm_medium=web&triedRedirect=true

4. Arendt, Hannah (2025).  İnsanlık Durumu. Çev. Bahadır Sina Şener. İstanbul: İletişim Yayınları.

Tags: EtikKorkuyorum AnneKutuplaşma
ShareTweet
Ayla Türksoy

Ayla Türksoy

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik-Halkla İlişkiler Bölümü ve Anadolu Üniversitesi Felsefe Bölümünden mezun oldu. Anadolu Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı Tezsiz Yüksek Lisans programını tamamladı. Sabah Gazetesinde muhabirlik, Hürriyet Dergi grubunda muhabir ve editörlük yaptı. Türkiye’nin ilk sağlık kanalı olan HTV’de “Uzmanına Soralım” adlı programı hazırladı ve sundu. Karantina TV’de “Demokrasi Güncesi” ve “Sağlık Toplum Siyaset” Artı Gerçek TV’de “Yansıma” programlarını hazırladı ve sundu. Aydan Üstkanat ile birlikte yazdığı “Artmazsa Yetmez” adlı kitabı 2013’te yayımlandı. 2015’te “En İyi Kocaya Mezarlıkta Rastlanır - 12 Ayrılık Öyküsü” öykü kitabı, 2022’de ise “Yıldız Salıncağı” isimli öykü kitabı yayımlandı. Sağlık, edebiyat, kadın ve çocuk hakları alanları başta olmak üzere, çeşitli dergi ve mecralarda haber ve makaleler yazıyor. 2023 yılında Türkiye Psikiyatri Derneği Ruh Sağlığı Basın Ödüllerinden “En İyi Haber Ödülü”nü aldı. 2017-2025 yılları arasında A&B Düşünce Atölyesinde, onarıcı, güçlendirici temalarla oluşturulan “Travmayı Kadınca Yeniden Yazmak” adlı yaratıcı yazı atölyesini yürüttü.

Related Posts

ŞU İRAN SAVAŞI NEDİR? Bölüm 3
Manşetler

ŞU İRAN SAVAŞI NEDİR? Bölüm 3

15 Nisan 2026
ŞU İRAN SAVAŞI NEDİR? Bölüm 2:EMPERYALİZMİN SÖMÜRGECİ AKLA DÖNÜŞÜ
Yazarlar Slider

ŞU İRAN SAVAŞI NEDİR? Bölüm 2:EMPERYALİZMİN SÖMÜRGECİ AKLA DÖNÜŞÜ

11 Nisan 2026
ŞU İRAN SAVAŞI NEDİR? VAR MI Kİ BUGÜNKÜ DÜNYADA EŞİ? (*)
Manşetler

ŞU İRAN SAVAŞI NEDİR? VAR MI Kİ BUGÜNKÜ DÜNYADA EŞİ? (*)

9 Nisan 2026
SOSYALİSTLER TARTIŞIYOR, İŞÇİLER İZLEMİYOR
Manşetler

SOSYALİSTLER TARTIŞIYOR, İŞÇİLER İZLEMİYOR

9 Nisan 2026
Musa Özuğurlu yazdı: İran’a Saldırının Ortaya Koyduğu Gerçekler
YAZARLAR

Musa Özuğurlu yazdı: İran’a Saldırının Ortaya Koyduğu Gerçekler

10 Mart 2026
KISA VOLTA* ÜZERİNE
YAZARLAR

KISA VOLTA* ÜZERİNE

12 Şubat 2026
Next Post
İşçilere selam, örgütlenmeye devam: Mehmet Türkmen yalnız değildir !

İşçilere selam, örgütlenmeye devam: Mehmet Türkmen yalnız değildir !

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DİB Hakkında

  • Hakkımızda
  • Künye
  • İletişim

Kategoriler

  • ÇEVRE
  • DİB Arşiv
  • DİB Avrupa
  • DİB BASIN AÇIKLAMALARI
  • DÜNYA
  • Ekonomi
  • EMEK
  • İnsan Hakları
  • Kadın
  • Manşetler
  • TÜRKİYE
  • YAŞAM
  • YAZARLAR
  • Yazarlar Slider
  • YOUTUBE
  • Hakkımızda
  • Künye
  • İletişim

© 2025 DİB / Demokrasi İçin Birlik Bütün Hakları Saklıdır

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • Hakkımızda
  • Home 2
  • İletişim
  • KKTC CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİTÜRKİYE’NİN DE SEÇİMİDİR
  • Künye
  • Örnek sayfa

© 2025 DİB / Demokrasi İçin Birlik Bütün Hakları Saklıdır