Bir şey, tam da iyi bilindiği, düşünüldüğü için tartışılmaz ve o nedenle de bilinmez.
G. W. F. HEGEL
Düşünce nedir sorusunun genel kabul gören tanımı ile başlayalım. Düşünce, konu üzerinde üretilen fikirler bütünü demek. Bu tanım başlangıç için gerekli ama asla yeterli değil. Çünkü düşünce ifade edilebilirse düşüncedir. O nedenle ifadenin özgürlüğü asıl belirleyici olandır. İnsanın kafasından bir şeyi geçirmesi, tasarlaması ya da aklından bir şeyleri geçirmesi düşünce değildir. Düşünce, bir amaç için tasarlanmış, planlanmış, koordine edilmiş ve muhataplarına ulaşıp içselleştirilmiş ise düşüncedir. Bu anlamı ile düşünce baştan sona soyut bir şey değildir. İfade özgürlüğü sınıfsal, kimliksel, ekolojik, tarihseldir; özetle ifade, düşüncenin vücut bulmuş halidir.
Buradan hareketle ekolojik düşünceye gelirsek; düşüncenin sadece insan boyutuyla sınırlı kalmadığını, içine doğa ve hayvanları aldığını, tüm canlı ve cansız varlıklar arasında organik bağların olduğunu savunan düşünce biçimidir diyebiliriz.
Ekolojik düşünce; ekonomi (siyaset) –> toplum –> doğa ve hayvanlar dizilişini tersine çevirmeyi amaçlar. Yani ekonominin (egemen sermayenin yönetim biçimlerinin) her şeyi belirlemek yerine belirlenen olduğu, doğanın ve hayvanların bu zulüm ve esaretten kurtulduğu bir yaşamı hedefler. Bu anlamı ile ekolojik düşünce tersinden düşünmek, tersine çevirebilmektir.
Tersinden düşünmek, neden sorusunu sormakla başlar ve diyalektik bir yol izler. Neden sorusunu pek sormuyoruz veya soruyormuş gibi yapıp üzerini kapatıyoruz. Neden sorusunu sormak anlamak ve aşmak için gereklidir. Anlayamadığımız bir şeyi aşamayız ve aşamıyoruz da. Aşmanın ilk adımı bir önceki dönem de geçerli yaklaşım ve stratejileri eleştirel bir analizden geçirmekle başlar. Eleştirel analiz bizi gerçeğe yaklaştırır. O nedenle tek devrimci olan gerçeğin kendisidir. Galileo “Gerçeği anlamak kolay, mesele onu bulmakta” derken tamda bunu kastetmekte.
Ekolojik düşüncede bu yolu izlediğimizde varacağımız köşe taşlarından bir tanesi de kavramların derinlemesine analizi olmaktadır. Kavramlar gerçeği ortaya çıkarmanın da, gerçeğin üstünü örtmenin de aracı olabiliyor. Kavramlar kendinden menkul şeyler değildir, somut tarihsel koşullarda ortaya çıkıyor, birileri için birileri tarafından ve belirli amaçlar için üretiliyorlar. Bu nedenle kavramın hangi somut tarihsel ortamda, kimin tarafından ortaya atıldığı nasıl ve ne amaçla kullanıldığı kritik öneme sahip. Bir yerde bir kavramın kullanılıyor olması orada o kavrama denk gelen bir gerçeklik olduğu anlamına gelmez. Bunun tersi de doğrudur. Bir yerde bir gerçeklik olduğunda ona denk gelen kavram olmayabilir. Buradan hareketle ekolojik düşünce herkes için aynı anlama gelen kavramların olamayacağını söyler. Sınıflı, hiyerarşik, dikey yapılanmış, cinsiyetçi ve türcü bir toplumda kavramlar da bu yapılara bağlı olarak taraflıdır. Zaten tarafsız kavram var demek, taraflı olduğunu gizlemek yani yalan söylemektir.
Ekolojik düşünce, neden sorusu eşliğinde oluşturulmuş kavram setlerinin eksik yada tutarsız yönlerini görmemizi sağlar. Kurulan teorinin gücü, yeri ve zamanı geldiğinde onu terk edebilme yetisinde yatar. Ekolojik düşünce, tutarlı bir teorinin eleştirel olmasını savunur.
Günümüz koşullarında sistem bir sorunu başka bir sorunun içine gömüyor, erteliyor ve gündemden düşürüyor. Hal böyle olunca ekolojik mücadele ve hayvan hakları mücadelesi son sıralara yerleştiriliyor, onları oradan çıkarmak ve gündemin üst sıralarına taşımak gerekiyor.
Ekolojik düşünce , artık eskisi gibi üretemeyeceğimizin, eskisi gibi tüketemeyeceğimizin ve en önemlisi de eskisi gibi düşünemeyeceğimizin hayata geçirilme mücadelesidir. Bu süreçte egemenlerin doğa ve hayvanları mikroskop ile teleskop arasına sıkıştırmalarına karşı çıkmalıyız.
Ekoloji üzerine düşünmek yerine kendisi ekolojik olan bir düşünce biçimine geçmemiz gerekiyor. Bugüne kadar hep ekoloji üzerine konuştuk ama konuşmamızı ekolojik hale nasıl getiririz diye konuşmadık. Şimdi konuşma zamanı…
Önemli bir hatırlatmayla bitirelim; orman köylüsüyle ittifak yapmak, ormanın kendisiyle ittifak yapmak değildir.








