Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı Evrensel‘de yazdığı “Çıplak arama” başlıklı yazısında, gözaltı ve cezaevi süreçlerinde sık sık gündeme gelen çıplak arama uygulamasını insan hakları hukuku ve İstanbul Protokolü çerçevesinde değerlendirdi.
Fincancı, çıplak aramanın bir “arama yöntemi” olarak görülemeyeceğini, kişinin iradesini kırmayı, mahremiyetini ihlal etmeyi ve onu aşağılamayı hedefleyen bir tahakküm biçimi olduğunu ifade etti. Yazıda, beden bütünlüğünü ve insan onurunu hedef alan bu tür uygulamaların işkence ve kötü muamele yasağı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekildi.
Çıplak aramanın kadınlar açısından daha ağır bir anlam taşıdığına işaret eden Fincancı, uygulamanın yalnızca kişinin bedenine değil, kamusal alanda var olma iradesine de yöneldiğini belirtti. Fincancı’ya göre çıplak arama, kadınları sindirmeyi ve geri çekilmeye zorlamayı amaçlayan kurumsal cinsel şiddet biçimlerinden biri.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezleri Raporu’nda yer alan veriler de çıplak arama ve soyma uygulamasının münferit örneklerle sınırlı olmadığını gösteriyor. Rapora göre, 2024 yılında gözaltına alınan başvurucular arasında çıplak arama/soyma beyanı yüzde 4,1 olarak kaydedilirken, 2024 yılı öncesindeki gözaltı süreçleri için bu oran yüzde 29,1’e çıktı.
Hapishane sürecine ilişkin verilerde ise tablo daha çarpıcı. 2024 yılında tahliye edilen başvurucuların yüzde 53,9’u hapishanede çıplak arama ya da soyma uygulamasına maruz kaldığını bildirdi. 2024 yılı öncesinde tahliye edilen başvurucularda ise bu oran yüzde 47,5 olarak kayda geçti.
Fincancı’nın yazısında öne çıkan temel vurgu, çıplak aramanın yalnızca görünür hale gelen örnekler üzerinden değil, sesi duyulmayan tüm mağdurlar bakımından da işkence başlığı altında ele alınması gerektiği oldu. Yazıda, bu uygulamaya karşı net bir insan hakları tutumu alınması gerektiği vurgulandı.








