Ahmet Davutoğlubir karar alarak, 2019 yılında kurduğu Gelecek Partisini kapatma ve siyasetin dışında kalma kararı almış.
Partinin hangi kurullarıyla almış, hangi organlarıyla bunu görüşmüş bilmiyoruz.
Eh Türkiye burası. Siyasi partinin genel başkan tarafından kendi malıymış gibi tasarruf edildiğini ilk defa görmüyoruz ki.
Ama kendi sosyal medya hesaplarından açıkladığına göre, epey muzdarip olduğu konu ve mesele var Ahmet Davutoğlu’nun.
Ak tolgalı beylerbeyi gibi, haykırarak şu mühim tespitlerde bulunmuş:
-Siyaset kirlenmekte
-Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile birlikte kuvvetler ayrılığı ortadan kalkmış, bu şahıslardan azade büyük tehlikedir.
– Meclisin denetim yetkisinin zayıflaması, yargı bağımsızlığının tartışmalı hale gelmesi ve bürokrasinin kurumsal sorumluluk yerine kişisel sadakate göre şekillenmesi, devlet düzenini kırılgan hale getirir.
Bunların hepsine, toplumun değişik kesimlerinden, kurumlarından, akademi dünyasından verilecek cevaplar vardır muhakkak.
Ama evvela Davutoğlu’nun yakın tarih CV’sine bakalım.
Beyefendi 2003 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a danışman oluyor. Bugüne kadar kendisine ne danışıldı, kendisi ne cevap verdi bilmiyoruz. Herhalde bu bilmediğimizin bir armağanı olarak 2009 yılında Dışişleri Bakanı oluyor.
Tuğla hacminde bir kitabı var, “Stratejik Derinlik”.
Temel savı Osmanlı İmparatorluğunun hüküm sürdüğü ve şimdi Türkiye Cumhuriyeti’ne sınır olan ülkelerle ilişki geliştirme ve Türkiye’nin bu coğrafyalarda hegemonya kurması.
Bu “Stratejik Derinlik” meselesi önemli, çünkü bugüne kadar olan hayatımızı şekillendiren en önemli kırılma noktalarından biri oldu.
Sadece iki örneğini vermek yeterli olur diye düşünüyorum:
-Roboski Katliamı
-Suriye’deki savaş ve bu savaşta Türkiye’nin rolü.
Bay Davutoğlu’nun, Dışişleri Bakanlığının 2. yılında, 28 Aralık 2011 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti savaş uçakları, bombalarla 34 kişiyi katletti. Hiç kimse bundan dolayı yargılanmadı, ceza almadı.
2012 yılında Suriye’de Esat rejimine karşı muhalif güçlerin savaşı başladı. Türkiye bu kaos ortamında Suriye topraklarında kendine karşı saldırıları önlemek gerekçesiyle kendi hegemonik bölgeleri oluşturdu.
Bu bölgeler IŞİD ve benzeri örgütlerin güçlendiği, büyüdüğü, güç aldığı bölgeler oldu aynı zamanda.
O güçler stratejik derinlik gereği büyüdü büyüdü; bölgenin, ülkemizin, dünyanın en karanlık en kanlı en insanlık dışı eylemlerin sahibi örgütler haline geldi.
2014 yılı Ağustos ayı sonlarında başbakan oldu Bay Davutoğlu. Aynı zamanda AKP Genel Başkanı.
Süleyman Şah türbesini IŞİD’in saldırısından korumak ve yerini değiştirmek için Rojava yönetiminden yardım istendiği zamanlar.
Aynı zamanda “Kobane düştü düşüyor” demeye yakın zamanlar.
Kürt halkının IŞİD’e karşı yürüttüğü mücadele ve savunmayı nasıl engelleriz diye düşünüldüğü zamanlar.
Yürütülen barış sürecinin nasıl devrileceğine dair “stratejik derinlik” oluşturulan zamanlar.
Bay Davutoğlu bütün bu zamanların değişmez aktörü ve sorumlusu.
Ve bu toprakların, bölgemizin en kötü zamanlarına adım attığımız 2015 yılı.
7 Haziran seçimlerinden önce başladı kötülük işaretleri.
HDP Adana Mersin İl binalarına bombalı saldırı, 5 Haziran Amed mitingine bombalı saldırı.
7 Haziranda yapılan seçimlerde AKP Meclis çoğunluğunu kaybetti ve hükümet kurması imkansız hale geldi.
Hükümet kurmak için Bay Davutoğlu tarafından “istikşafi” görüşmeler yürütülürken kendi tanımıyla “öfkeli gençler” dediği IŞİD tarafından katliamlar başladı.
20 Temmuz 2015’de Kobane’li çocuklara yardım götürmek için Suruç’ta toplanan gençlere IŞİD’li canlı bombanın saldırmasıyla 33 kişi katledildi.
Hemen akabinde 22 Temmuz 2015’de Ceylanpınar’da 2 polisin öldürülmesi sürmekte olan barış sürecinin sonu oldu. Uzun yıllar sonra 2 polisin öldürülmesinin PKK ile ilgisi olmadığı, bir devlet operasyonu olduğu açığa çıktı.
Ardından 10 Ekim Ankara Garı Katliamı. 104 kişi hayatını kaybetti, 500’den fazla yaralı vardı.
Bay Davutoğlu’nun söylemesiyle “oylarının arttığı” katliamlar, zinciri başladı. Tahir Elçi katledildi. Diyarbakır Baro Başkanı. Barış isteyen akademisyenler işsiz, evsiz, ekmeksiz kaldı. Nusaybin, Cizre, Şırnak, Sur… yerle yeksan edildi. Sahi kimdi o “Sur Toledo olacak” diyen.
Bugün utanmadan “kirlenme” diyen, “ahlak” diyen, “liyakat, vicdan” diyen Bay Davutoğlu’nun sorumluluğu altında olan zamanların örnekleri bunlar.
Şimdi hiçbir şey olmamış gibi, sütten çıkmış ak kaşık misali sıyrılıp, kendisine sağlanan ayrıcalıkların tadını çıkarmak istiyor.
Yok öyle yağma.
Hesap vereceksin Bay Davutoğlu.
10 Ekim Ankara Garı Katliamında kimlerin sorumlu olduğunu söyleyeceksin.
Bazen coşup “bildiklerimi anlatırsam” filan diyorsun. Ahlakını, vicdanını şantaj olarak kullanıyorsun.
Kaldıysa eğer ahlakın, vicdanın, insanlığın…
Anlat Bay Davutoğlu… Belki takip etmiyorsundur mahkememiz devam ediyor. Her seferinde senin mahkemeye çağrılmanı istiyoruz. Bundan da vazgeçmeyeceğiz.
Son söz olsun. Demişsin ki “Herkesin peşinden koştuğu mevkileri arkamızda bıraktık; fakat arkamızda kul hakkı ve kamu hakkı bırakmadık.”
Suruç Katliamı ve 10 Ekim Ankara Garı Katliamı ailelerinin ve yaralılarının sen de hakkı var Bay Davutoğlu. Üstünde kan da var, kul hakkı da var kamu hakkı da.
Ahlak, vicdan, demokrasi filan deyip sıfatları kelimeleri kirletme.
Hayatında bir sefer olsun düzgün insan ol.
Kendini daha fazla kepaze etme…
10 Ekim Barış Derneği Eşsözcüsü
İshak Kocabıyık








