16 Haziran’da İstanbul Minerva Han’da “İklim Değişikliği ile Mücadele için Türkiye Ulusal Filantropi Taahhüdü” kamuoyuna açıklandı. TÜSEV yürütücülüğünde, Sabancı Vakfı’nın desteğiyle düzenlenen lansmanda 30 kuruluş aynı taahhüdün imzacısı oldu.
Taahhüt, iklim kriziyle mücadelede sivil toplumun rolünü güçlendirme iddiasıyla duyuruldu. Ancak imzacı listesine bakıldığında başka bir tablo ortaya çıkıyor: Listede, Türkiye’de iklim krizini büyüten fosil yakıt, rafineri, otomotiv, kömür, doğalgaz, çimento, madencilik, HES, boru hattı ve havacılık sektörleriyle ilişkili holdinglerin vakıfları da bulunuyor.
Bu nedenle çevre ve demokrasi örgütleri “İklimi Değiştirenler Kendini Aklayamaz!” başlıklı bir çağrı hazırladı. Çağrı, iklim krizinin sorumluluğunu taşıyan ekonomik aktörlerin “iklim için filantropi” adı altında kendilerini aklamasına karşı örgütlerin ve bireylerin imzasına açıldı.
İklim için taahhüt mü, yeşile boyama mı?
Taahhüdün temel çelişkisi, iklim kriziyle mücadele iddiasının, iklim krizini derinleştiren sektörlerle yan yana kurulmasında yatıyor.
Bir yanda fosil yakıt yatırımları, rafineriler, kömür ve doğalgaz santralleri, çimento üretimi, maden projeleri, boru hatları, HES’ler ve havalimanları var. Diğer yanda ise aynı ekonomik yapılarla bağlantılı vakıfların “iklim için” taahhüt imzalaması.
Bu tablo, iklim mücadelesinde uzun süredir “yeşile boyama” olarak tarif edilen aklama biçimini yeniden gündeme getiriyor. Şirketler ya da onlarla bağlantılı vakıflar, iklim krizindeki paylarını ortadan kaldırmadan, iklim dostu bir görüntü üretiyor. Böylece asıl sorumluluk, hayırseverlik söylemiyle görünmez hale getiriliyor.
Vehbi Koç Vakfı: Rafineri, akaryakıt ve otomotiv gölgesi
İmzacı listesinde Vehbi Koç Vakfı da yer alıyor. Ancak Koç Grubu’nun ekonomik ağına bakıldığında, bu imzanın arkasında ciddi bir iklim çelişkisi görülüyor.
Koç Grubu, Tüpraş, OPET, Aygaz, Ford Otosan ve Tofaş gibi şirketlerle rafineri, akaryakıt, LPG ve otomotiv sektörlerinde güçlü bir konuma sahip. Tüpraş, Türkiye’nin en büyük rafineri şirketlerinden biri. OPET akaryakıt dağıtımı, Aygaz LPG, Ford Otosan ve Tofaş ise otomotiv üretimiyle doğrudan karbon yoğun bir ekonomik yapının parçaları.
Dolayısıyla sorun yalnızca bir vakfın iklim taahhüdüne imza atması değil. Sorun, rafineri ve akaryakıt düzeni devam ederken, aynı sermaye grubuyla bağlantılı bir vakfın iklim mücadelesi alanında meşruiyet üretmesi.
İklim taahhüdü imzalayan el, rafinerinin musluğunu açık tutan elle aynı ekonomik yapıya bağlıysa, burada iklim mücadelesinden çok aklama siyaseti vardır.
Sabancı Vakfı: Hem imzacı hem destekçi
Sabancı Vakfı, bu girişimde yalnızca imzacı değil; aynı zamanda taahhüt sürecinin destekçisi olarak yer alıyor. Bu durum, çelişkiyi daha da görünür kılıyor.
Sabancı Holding’in enerji ve sanayi alanındaki varlığı, iklim krizinin merkezinde duran sektörlerle doğrudan ilişkili. Enerjisa üzerinden elektrik üretimi ve enerji altyapısı, Çimsa üzerinden çimento üretimi Sabancı Grubu’nun karbon yoğun faaliyet alanları arasında yer alıyor.
Çimento sektörü, yüksek enerji tüketimi ve karbon salımı nedeniyle iklim krizinde özel bir yere sahip. Kömür, doğalgaz ve çimento ile ilişkili bir ekonomik yapının vakfı, “iklim için filantropi” sürecine destek verdiğinde, ortaya çözüm değil, çelişki çıkıyor.
İklim krizinin büyümesinde payı olan sektörlerden çıkış planı olmadan yapılan her iklim taahhüdü, sorumluluğu perdeleyen bir vitrine dönüşüyor.
Tekfen Vakfı: Boru hatları ve fosil yakıt altyapısı
Tekfen Vakfı da imzacı listesinde. Tekfen’in faaliyet geçmişi, rafineri, petrokimya tesisi, boru hattı ve enerji altyapısı projeleriyle biliniyor.
Boru hatları, fosil yakıt ekonomisinin yalnızca bugünkü işleyişini değil, gelecekte de sürmesini sağlayan altyapılar arasında yer alıyor. Petrol ve doğalgazın taşınması, rafinerilerin modernizasyonu ve petrokimya tesislerinin büyütülmesi iklim krizini azaltmıyor; aksine fosil yakıt düzeninin ömrünü uzatıyor.
Bu nedenle Tekfen Vakfı’nın iklim taahhüdünde yer alması, iklim için gerçek bir dönüşümden çok fosil yakıt altyapısının üstünü örten bir meşruiyet arayışı olarak görülüyor.
Borusan Kocabıyık Vakfı: Fosil yakıt borularının gölgesi
Borusan Kocabıyık Vakfı da taahhüde imza atan vakıflar arasında. Borusan’ın çelik boru üretimi, enerji altyapıları ve petrol-doğalgaz hatlarıyla ilişkisi, bu imzayı tartışmalı hale getiriyor.
Fosil yakıtların taşınmasını sağlayan boru altyapısı, iklim krizinin görünmeyen taşıyıcılarından biri. Petrol ve doğalgaz yalnızca çıkarıldığı yerde değil; taşındığı, depolandığı ve tüketildiği bütün zincir boyunca iklim krizini büyütüyor.
Bu yüzden fosil yakıt altyapısının borularını üreten ekonomik yapıların, vakıfları üzerinden iklim mücadelesinde kendilerine yer açması kabul edilemez. Bu, iklim adaleti açısından açık bir aklama girişimi anlamına geliyor.
Eczacıbaşı Vakfı: Madencilik projeleri ve ekolojik yıkım
Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı da imzacı listesinde yer alıyor. Eczacıbaşı Holding’in madencilik şirketi Esan, Türkiye’den Kazakistan’a ve Özbekistan’a uzanan geniş bir hatta maden arama ve geliştirme projeleri yürütüyor.
Altın, metalik madenler, açık ocak faaliyetleri ve maden arama süreçleri yalnızca yerel ekolojik yıkımlarla değil, iklim kriziyle de doğrudan bağlantılı. Ormanların, su varlıklarının, tarım alanlarının ve yaşam alanlarının madencilik projeleriyle baskı altına alınması, iklim krizinin etkilerini daha da ağırlaştırıyor.
Bu nedenle madencilik faaliyetleriyle ilişkili bir holding vakfının iklim taahhüdünde yer alması, “iklim için” söyleminin doğa tahribatını görünmez kılma riski taşıyor.
Aydın Doğan Vakfı: HES’ler ve vadilerin sermayeleştirilmesi
Aydın Doğan Vakfı da imzacı vakıflar arasında. Doğan Holding’in elektrik üretimi alanında, Giresun’da Harşit Nehri üzerindeki Aslancık Barajı ve HES projesinde ortaklığı bulunuyor.
HES projeleri, özellikle Karadeniz’de derelerin, vadilerin ve yaşam alanlarının sermaye yatırımı haline getirilmesi nedeniyle uzun süredir ekoloji mücadelesinin temel başlıklarından biri. Hidroelektrik santraller, “yenilenebilir enerji” başlığı altında sunulsa da, yerel ekosistemleri parçalayan, su rejimini değiştiren ve yaşam alanlarını tahrip eden projeler olarak tartışılıyor.
Bu nedenle HES yatırımlarıyla ilişkili bir ekonomik yapının vakfının iklim taahhüdünde yer alması, iklim krizine karşı mücadeleyi ekolojik yıkımdan bağımsız ele alan sorunlu bir yaklaşımı gösteriyor.
Anadolu Vakfı: Kömür girişimi, HES ve ticari araç üretimi
İmzacı listesinde Anadolu Vakfı da bulunuyor. Anadolu Grubu, geçmişte Gerze’de kömür santrali girişimiyle gündeme gelmişti. Grup aynı zamanda HES ortaklıkları ve Anadolu Isuzu üzerinden ticari araç üretimiyle karbon yoğun sektörlerle ilişkili.
Kömür santrali girişimleri, HES yatırımları ve dizel ticari araç üretimi aynı resmin farklı parçalarıdır. Bu alanlarda varlık gösteren ekonomik yapıların iklim taahhüdüne imza atması, iklim krizindeki sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
İklim mücadelesi, kömürden, fosil yakıttan, karbon yoğun ulaşımdan ve doğayı tahrip eden enerji projelerinden çıkışı gerektirir. Bu adımlar atılmadan yapılan filantropi taahhütleri, gerçek bir dönüşüm değil, itibar yönetimi anlamına gelir.
Sani Şener Vakfı: Havacılık ve Antalya Havalimanı bağlantısı
Sani Şener Vakfı da imzacı listesinde. Sani Şener, TAV Havalimanları’nın kurucu ortaklarından biri olarak biliniyor. TAV ise Antalya Havalimanı’nı Fraport ile birlikte işletiyor.
Havacılık sektörü, yüksek karbon salımı nedeniyle iklim krizinin önemli başlıklarından biri. Buna rağmen havalimanı işletmeciliğiyle bağlantılı yapıların iklim taahhüdünde yer alması, özellikle COP31’in Antalya’da yapılacak olması nedeniyle daha da tartışmalı hale geliyor.
İklim zirvesine ev sahipliği yapacak kentte, havalimanı işletmeciliğiyle ilişkili aktörlerin “iklim için filantropi” üzerinden meşruiyet kazanması, iklim krizinin faillerini çözüm ortağı gibi sunma riskini büyütüyor.
Sivil toplumun adı aklama zeminine yazılamaz
Taahhüdün imzacıları arasında yalnızca holding vakıfları yok. Çevre, eğitim, sağlık ve hak alanlarında çalışan çeşitli sivil toplum kuruluşları da aynı listede yer alıyor.
Tepkinin önemli bir yönü de burada ortaya çıkıyor: İklim krizinin sorumluluğu fosil yakıt, rafineri, kömür, doğalgaz, çimento, madencilik, HES ve havacılık gibi alanlarla ilişkili holding vakıfları üzerinden görünürken; sivil toplum kuruluşlarının aynı taahhüt zemininde bu yapılarla yan yana gelmesi, ekolojik yıkımın üzerini örten bir meşruiyet alanı yaratıyor.
İklim mücadelesi, ekolojik yıkımın faillerine meşruiyet kazandıran bir alana dönüştürülemez. Sivil toplum örgütlerinin görevi, fosil yakıt ve doğa talanı düzeninin üzerini örtmek değil; bu düzenle arasına açık mesafe koymaktır.
İmza çağrısı 28 Haziran’a kadar açık
“İklimi Değiştirenler Kendini Aklayamaz!” çağrısı örgütlerin ve bireylerin imzasına açıldı.
Çağrıya imzacı olmak isteyen örgütler ve bireyler, 28 Haziran akşamına kadar isimlerini şu adreslere iletebilecek:
350Ankara@gmail.com
demokrasiicinbirlik@gmail.com
İmzacıların tamamlanmasının ardından çağrı metni, örgütler ve bireyler olmak üzere iki ayrı duyuru halinde basın ve kamuoyu ile paylaşılacak.








