Musa Özuğurlu
Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları devam ediyor.
İlk saldırılardan bu yana yaklaşık 11 gün geçti. Bu süre gösterdi ki, İran, üst düzey yöneticilerini, komutanlarını kaybetmesine rağmen başarılı bir savunma yapıyor, bununla da yetinmiyor kendisine saldıranlara cevap da veriyor.
Geçmişte “sadece propaganda yaptığı” öne sürülen İran’ın hiç de blöf yapmadığı böylece anlaşılmış oldu.
Bu savaşın bize gösterdiği başka şeyler de var:
Amerika Birleşik Devletleri artık “haklı gerekçe, meşru zemin ya da uluslararası hukuk aramıyor. Trump “pratik zekası ile” evde hesap yaptı ve işi “iki dakikada” bitirebileceğini sandı ancak evdeki hesap İran’a uymadı.
İran’ı Venezuela ile karıştırdılar. Ancak askeri gücü ne kadar büyük olursa olsun ABD de her kuşun etinin yenmeyeceğini görmüş oldu.
Bir başka nokta Çin ve Rusya’nın neden İran’ın yanında yer almadığı / yardım etmediği konusu. Gerek var mı? Bu iki ülke de İran’ın sahip olduğu silahlara vakıflar ve İran’a yardım için ihtiyaç hasıl olmadı şu ana kadar. İran yenilirse durum elbette daha farklı olur ancak şu anda öyle bir olasılık zayıf gibi görünüyor.
Peki savaş ne kadar sürecek? Bu tam bir bilmece. Kanaatim odur ki çok uzun sürmeyecek ancak ABD tarafı ısrarla bugüne kadar yapılan saldırıların “savaşın ilk adımları olduğunu” söylemeye devam ediyorlar.
Savaşın süresini belirtecek en önemli faktör elinde çok iyi bir füze stoku olduğu belli olan İran’ın bu füzeleri fırlatma kapasitesi.
Fırlatma rampaları ABD ve İsrail tarafından hedef alınıyor ve eğer bunlar imha edilirse İran’ın elindeki stok işe yaramaz.
Bu fırlatma rampalarından İran’ın elinde ne kadar olduğu, bunları muhafaza edip edemediği ise muamma. Ancak şu ana kadar İran’ın her sabah ve akşam İsrail’e füze gönderebildiği göz önüne alındığında Netanyahu’nun “füze rampalarınının çoğunu vurduk sözlerinin” boş olduğu anlaşılıyor.
Savaşın gidişatını etkileyecek bir başka faktör zaman. Günler saldırganların aleyhine işliyor.
Her geçen gün maliyet artıyor, sadece İsrail ve ABD için değil özellikle petrole bağımlı ülkeler için de bu durum geçerli.
Diğer yandan ABD ve İsrail açısından askeri maliyet düşünüldüğünde durum bu ikili için daha vahim bir hal alabilir.
Siyasi açıdan da Trump istediği desteği bulamadı. Her seferinde İran’a haddini bildirmek için sıraya giren Avrupalılar aktif olarak bu savaşta yoklar.
Arap – Körfez ülkeleri de aynı şekilde. İran’a yönelik bu saldırıları onaylamıyorlar. İran’ı sevdiklerinden değil, kendi çıkarları zedelendiği için. Nihayetinde satışları düştü ve bu da bu ülkelerin alışkın rahatlık çarklarının dönmesini etkileyecektir.
Trump bir süredir kara harekatı ve Kürt örgütlerin devreye sokulmasından bahsediyor.
Bunun gösterdiği en önemli gerçek hava bombardımanları ile istedikleri sonucu alamadıkları, ikincisi devletler olarak örgütlere ihtiyaç duyacakları bir konumda oldukları.
Başka bazı ayrıntılar da var. Örneğin Kürt örgütlerin savaşa bir şekilde dahil olması Haşdi Abi gibi örgütleri harekete geçirecektir. BU da özellikle Irak coğrafyasında Kürtler’in istemeyeceği bir durum yaratabilir.
Diğer yandan İran içindeki Kürt örgütlerin nicelik ve niteliği böyle bir savaşı yürütmeye yeterli değil. Üstelik İran devleti bu örgütlere karşı “barış zamanındaki gibi” davranmayacak, çünkü şu anda savaşta. Körfez ülkelerini nasıl bombalıyorsa kendi topraklarında bunu rahat bir şekilde yapabilir.
Diğer yandan Pakistan sınırından bir kara harekatı senaryosu var. Hindistan – Pakistan savaşında Çin Pakistan’ın yanında yer aldı. Hindistan ise açıkça İsrail ile beraber. Tarihin gördüğü en büyük skandallardan birine imza atarak İran gemisinin yerini İsrail’e bildirdiğini itiraf etti.
Çin ABD’nin Pakistan topraklarından yapacağı bir saldırıya Pakistan devletinin izin vermemesi için devreye girecektir.
ABD bir şekilde Pakistan tarafından girse bile bunun çok büyük bir önemi yok. Lokal / sınırlı bir saldırı olur sadece görüntü verirler. Tahran’a girmedikten sonra kara harekatının hiçbir etkisi olmaz.
Türkiye’nin şu ana kadar doğru bir politika izlediğini söyleyebiliriz. Türkiye tarafsız kalıyor. Türkiye’den Amerika Birleşik Devletleri’ne ciddi bir biçimde karşı çıkmasını beklemek çok gerçekçi değil. Türkiye zaten bir NATO ülkesi ve Amerika Birleşik Devletleri ile bir stratejik ilişki içinde aynı zamanda Batı sermayesi ile sıkı bir işbirliği var.
Şu ana kadar söylemle yetindiler ve diğer ülkeler gibi ABD aleni şekilde Türkiye’deki üsleri kullanmadı.
Bu savaşın şunu da gösterdi: İran emperyal güçlere karşı direniş örneği sergiliyor. Bu bölge ülkeleri açısından da çok önemli. Ordusunun önemli bir gücünü göndermiş olmasına rağmen ABD’ye karşı konulabileceğini örneğini bu savaşta gördük. Bu mesaj aynı zamanda “yeni dünya düzenini” kurmaya çalışanlara ve destekleyenlere de verildi.
ABD 1950’li yıllardan bu yana yürüttüğü “Güç Politikasının” artık sonuç alıcı olmadığını pratikte yaşıyor.
Son olarak Azerbaycan’a değinmek lazım:
Azerbaycan’dan İran’a yönelik herhangi bir saldırı söz konusu olursa bu bir devletin diğer bir devlete savaş açtığı anlamına gelir ki Azerbaycan’a İran mutlaka cevap verecektir o zaman başka devletlerin de bu savaşa katılma müdahil olması gibi bir durum ortaya çıkabilir.








