Ümit ÖZDEMİR / 17.03.2026
Diyet filminin unutulmaz finalinde Hacer (Hülya Koçyiğit) bağıra bağıra gelmekte olan iş cinayetinde kolunu makineye kaptıran eşi Osman’ın (Hakan Balamir), kopan kolunu patron iş güvenliği tedbirlerini bile isteyen almayarak “maliyeti” düşüren Salim’in (Erol Günaydın) suratına fırlatır ve şu unutulmaz repliği haykırır: “Alın! Alın diyetinizi! Sizin olsun! Benim kocamın kanı bu… Siz hep böyle mi yaparsınız? İnsanları birer parça et gibi mi görürsünüz? Alın diyetinizi, doyun artık!”
Birtek -Sen Başkanı Mehmet Türkmen bir tekstil işçisi olarak başladığı sendika mücadelesinde, işçileri çolak bırakan tekstil sektöründe örgütlenme faaliyetleri sürdürüyor. Mehmet Türkmen ve Sendikası Birtek-Sen,“ işçilerin arasında çolak bırakan fabrikalar” adıyla bilinen fabrikalarda işçilerin hakkını savundu. Hacer’in Diyet filminde dile getirdiği sınıfsal gerçeğin ve uyanışın gerçek hayattaki temsilcisi olan Mehmet Türkmen ve sendikal mücadelesi diyeti patronlar sınıfına ödetmek için mücadele ediyor. Türkmen ve Birtek-Sen en temel insan ve çalışma hakkı olan işçi sağlığı ve iş güvenliğini savunuyor. Neoliberal ekonomik çöküşe paralel olarak çıkarılan ABD-İran savaşının da etkisiyle, iyice belirginleşen sınıfsal çelişkiler, işçilerin binlerle işten çıkarıldığı tekstil iş kolunda işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin devlet ve onun suç ortağı sermaye sınıfının iyiden iyiye boşlamasıyla, giderek hayati bir talebe dönüştü bile.
Jandarmalar tarafından koluna vurulan kelepçeyle cezaevine gönderilen Mehmet Türkmen, geride kalanlara Diyet filminin içinde Hasan karakterinin söylediği replikteki gibi “birken iki, ikiyken dört olacağız” minvalinde bir mesaj iletti. Sözlerinin devamında “İşçiler aylardır ücretlerini düzenli alamıyor. İstediklerinde de tehdit ediliyorlar. Haksızlığa karşı toplanıyor ama etraflarında yüzlerce polis oluyor. Barikatları işçilere değil patronlara kurun.” sözleriyle krizin bedelini emekçi sınıflara ödetildiğinin de altını çizen Türkmen, jandarmalar tarafından cezaevine gönderilmeden önce direnişin kişilere bağlı olmadığı ve işçi sınıfının kendi hakları için sendika başkanları tutuklansa dahi direnişe devam etmesi gerektiğine işaret eden tutumu, şüphesiz devrimci bir tutumdur. Sırma Halı’nın ücretlerini ödemediği için Şireci Tekstil direnişine destek çağrısında bulunan Türkmen’i “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” gerekçesiyle tutuklanmasına yol açan patronlar ile onun tutuklanması kararını veren yargının burjuvazinin birer aparatına dönüştüğünü unutmadan, işçilerin sağlığı ve güvenliğinin üretimin devamı için elzem olduğu bilinciyle örgütlenmek, hak talebinde bulunmak ve bunu mevcut olduğumuz her yerde sosyal medyada ve diğer alanlarda dile getirmek gerekiyor. İşçiler için iyi olanın toplumun emeğiyle geçinen bütün kesim ve katmanları için de iyi olacağı, bunların başında gelen işçi sağlığı ve iş güvenliğinin sine qua non -olmazsa olmaz- koşul olduğu fikri işlenmeli ve benimsetilmelidir. Böylece sınıf billincinin köşe taşlarından biri olan “sendika haktır, işten atmak ve sendikacı tutuklatmak suçtur” sloganı hayatta bir karşılık bulur.
Riskli iş kollarından başlayan işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesi, Reviva Kozmetik’deki gibi bir işçi katliamına dönüşmeden başarılırsa, işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirleri, sermaye sınıfına rağmen alınabilir. Ücretler genel seviyesinin kasten düşürüldüğü neoliberal AKP döneminde bir maliyet unsuru olarak görülen işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirleri, üretimin gerçekleşmesi için asgari koşuldur. Bu sebepten dolayı bütün emek-yoğun sektörlerde Türkmen’in ve devrimci sendikacıların sesi olmak gerekiyor. Sınıf kendi için sınıf olduğunda mevcut sarı ve “sarartılmış” sendikaların sessiz kaldığı “işçileri çolak bırakan fabrikalar” tarihe karışacaktır.








