İhanet yalnızca verilen bir sözün tutulmaması mı? Bize ait olan bir şeyin, bizim bilgimiz dışında başka bir hesaba geçirilmesi mi? İhanetin nesneleri para, oy, sadakat hatta bir toplumun geleceğe duyduğu umut olsa bile ilk ayırdına vardığımızda hep, aynı şekilde yakınıyoruz. Ona güvenmiştim / Ona nasıl güvendim?
Yakın dönemde birbirinden farklı iki olayın ardından da aynı cümleleri kurduk. Bir yanda 6 Şubat depreminden sonra toplanan bağışların amacı dışında kullanıldığı ve kumarda kaybedildiği iddiasıyla tutuklanan Haluk Levent var. Diğer yanda iktidarın uzun süredir hedef aldığı CHP’de, butlan ile yeniden başa gelen Kemal Kılıçdaroğlu “oldu bitti”si.
Her iki olayı hukuken ya da ahlaken eşitlemek mümkün değil. Birinde yargı sürecinde ortaya çıkarılacağı vaat edilen suçlamalar, diğerinde temsil, meşruiyet ve siyasi sorumluluk tartışması var. Böyle olmasına rağmen ikisinde de aynı soruyu neden sormuyoruz peki: Emanet edilen şeyi masaya kim sürdü?
Uzun yıllar sürdürdüğümüz travma atölyelerinde kullandığımız yazınsal araçlardan biri olan metaforu, yaşananı örtmek için değil henüz kavranamayanı düşünülebilir kılmak için kullandık. Aynı şekilde bu yazıda geçen para, oy ve emanet sadece birer örnek değil güven kaybının, bireysel deneyimden kamusal alana nasıl taşındığını aktarmaya çalışan metaforik düşünce biçimleri. Deprem bağışlarını çok büyük bir kaybın ardından yalnızca para değil çadır, ilaç, birbirine tutunarak hayatta kalma ihtimali olarak yaptık. “Benim yapamadığımı sen doğru biçimde yap” umuduyla.
Siyasette ise seçmenin verdiği oy, temsil edilme hakkı, değişim arzusu ve geleceğe ilişkin beklentinin birilerine emanet edilmesi. Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması, butlan yalnızca parti içi bir yönetim meselesi değil. Verilen oyların, kararların hiç verilmemiş sayılması.
İhanet travması üzerine Gazete Duvar¹’da yıllar önce yaptığım söyleşide, travmanın yalnızca güvenilen kişiyle kurulan ilişkiyi bozmadığı üzerinde durmuştuk. İnsan, kendisini korumasını beklediği kişi ya da kurum tarafından incitildiğinde yalnızca ona değil, başka insanlara ve dünyanın güvenilir bir yer olduğuna dair inancını da kaybedebiliyor. Kamusal alandaki güven kırılması da böyle yayılıyor aslında. Bağışların kötüye kullanıldığı düşünüldüğünde yalnızca bir kişiye değil, dayanışmanın kendisine kuşkuyla bakılmaya başlanıyor. Seçmen iradesinin geçersizleştirildiği hissi oluştuğunda ise güven kaybı bir siyasetçiyle sınırlı kalmıyor, siyasetin değişim yaratabileceğine dair inancı da aşındırıyor.
“Kahraman” arayışı meselesi
Türkiye’de insanların neden kişilere sığındığını yalnızca toplumun “Kahraman” arayışıyla açıklayamayız. Bu güven rejiminin, arayışının arkasında, yurttaşı bilgiye ve karar süreçlerine ortak etmek yerine onu dışarıda bırakan bir devlet pratiği var. Pandemi bunun açık örneklerinden biriydi. Vaka ve ölüm verileri tartışılırken sağlık meslek örgütleri sürekli şeffaflık talep etti, sahadaki sağlık çalışanlarının bilgi paylaşması baskıyla karşılandı ve resmi verilerin salgının gerçek boyutunu yansıtmadığına ilişkin ciddi eleştiriler ortaya çıktı. Şeffaflık burada yalnızca teknik bir ayrıntı olmadı hiçbir zaman. İnsanların kendi yaşamları hakkında bilgi edinme ve karar verme hakkı için talep edildi.
Bilgi saklandığında, eleştiri düşmanlık gibi sunulduğunda ve uzmanlıklar,örgütler karar süreçlerinden dışlandığında, toplumun gerçeği ortaklaşa değerlendirme yeteneğiyle oynandığının da altını çizebilir miyiz? Devletin söylediğine inanmayanlar ise denetlenebilir başka kurumlara değil, güvenilir bulduğu kişilere yöneldi. Depremde devlet kurumlarına güvenmeyenlerin bir sanatçıya ve onun kurduğu yardım ağına yönelmesi bu boşlukta gerçekleşti. Bu, yalnızca halkın safça bir kahraman yaratması mı peki? Bu çok kolaycı bir cevap. Kamusal kurumların zamanında, eşit ve şeffaf biçimde görev yapmadığına ilişkin deneyimi yine unutuyoruz. Aynı mekanizma siyasette de işliyor. Meclisin, yargının, medyanın ve seçim süreçlerinin bağımsızlığına duyulan güven zayıfladıkça, siyaset programlar ve kurumlar üzerinden değil kişiler üzerinden kuruluyor. Parti lideri yalnızca yönetici değil, toplumu koruyacağı düşünülen, ölesiye “sevilen” bir figür oluyor neredeyse.
İktidar medyanın, yargının ve kamu kurumlarının önemli bölümünü kontrol ederken eleştirel seslerin cezalandırılması, tutuklanması, denetimin işlemesini daha da güçleştiriyor. Bu nedenle kamusal bir ihanet travmasını yalnızca Haluk Levent’e ya da Kılıçdaroğlu’na duyulan güven üzerinden tartışmak eksik kalır. Asıl büyük güven kırılması, yurttaşına hesap vermeyen devletle toplum arasında. Pandemide doğru bilgiye ulaşamayan, depremde kamu kurumlarının yeterliliğini sorgulayan, adalet aradığında mahkemelerin bağımsızlığından kuşku duyan, eleştirdiğinde gözaltı, tutuklama veya dava tehdidiyle karşılaşan insanın dünyaya güveni, nasıl korunabilir? Otoriter devlet yalnızca muhalifleri susturmuyor. Toplumun içindeki ilişki biçimlerini de kendisine benzetiyor. Devleti baba, lideri koruyucu erkek, yurttaşı ise itaat etmesi gereken çocuk olarak kuran siyasal düzen her zaman çare olarak gösterildi. Türkiye’de kahramanların hızla büyütülüp ardından aynı hızla yok edilmesi de bu düzenle ilişkili. Kurumsal denetim bulunmadığında güven kişiye yatırılıyor. Kişi düştüğünde ise toplum, ona bu kadar güç yüklemiş olmasını tartışmak yerine yeni bir hain ve ardından yeni bir kurtarıcı arıyor.
Kamusal ihanet travmasının siyasal sonucu yalnızca öfke değil bu yüzden. İnsanların bağış yapmaktan, örgütlenmekten, oy vermekten ve başkalarıyla ortak bir amaç etrafında buluşmaktan uzaklaşması. Bu güvensizlik otoriter iktidarın daha çok işine yarar. Çözüm daha dürüst bir kahraman bulmak değil. Pandemiden depreme, belediyelerden siyasi partilere, örgütlerin yapısına kadar kamuya ilişkin bilgilerin açık olması, bağımsız denetimin korunması, gazetecilerin ve uzmanların cezalandırılmadan soru sorabilmesi, yurttaşların kararlara katılabilmesi gerekir. Güveni kişilerin itibarından ve devletin buyruğundan geri alıp, birlikte bilgi üreten, karar veren ve hesap soran topluma, örgütlere vermek için yeni patikalar bulmak ya da varolanlara destek olmak da..
1 https://www.gazeteduvar.com.tr/saglik/2017/11/11/bas-edilmesi-en-zor-travma-ihanet-travmasi








