Sivas katliamı açık bir yaradır. Açık kalmaya devam etmektedir. Açık olan yara iyileşemez daha da acı veren bir hale dönüşür.
Olanın adını koymamak, katliam diyememek, olay, toplu öldürüm, facia, felaket, canavarlık, cinayet gibi adlar vermek katliamı görünmez kılmak demektir. Önemsizleştirmektir. Boyun eğmektir. Korkunun içine gömülmektir.
Bir yarayı onarmak, bir travmayı adlandırmak adını doğru koymak ile başlar.
33 yıl önce bugün 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri’nin ikinci gününde çok önceden kurgulanmış bir senaryo incelikle yaşama geçirildi. Günler önceden provokasyonun hazırlıkları yapıldı. Günü erken saatlerinden itibaren kitleyi kışkırtacak eylemler yaşama geçirildi. Mahallelerde kitleyi kışkırtacak yalan haberler dolaştırıldı. Yapılan röportajlarda ortamı gerecek provokatif sorularla kitlelerin dikkati etkinliklere çevrildi. Pir Sultan Abdal’ı ve Sivas’ın simgesi kangal köpeğini temsil eden Ozan Heykeli bahane gösterilerek “dine hakaret ediliyor” söylentileri yayıldı. Etkinliklerin gerçekleştirildiği Kültür Merkezi “Radikal İslamcı” olarak tanımlanan siyasi gruplar tarafından beş saati aşkın kuşatıldı. Etkinliğe katılanlara ve düzenleyenlere taşlı ve sopalı saldırılarda bulunuldu. İnsanlar yaralandı. Ozan Heykeli göstericiler tarafından yıkılarak sürüklendi. Atatürk büstüne saldırıldı. Sanatçıların kalmakta olduğu Madımak Oteli kuşatıldı. 8 saat süren kuşatmanın sonunda polisin ve ordu güçlerinin gözleri önünde otel yakıldı. Sevk edilen askeri birlikler otelin yakılmasına kadar herhangi bir müdahalede bulunmadı. Otelde konaklayan 33 sanatçı, şair, yazar, semah dönen genç, ozan ve 2 otel görevlisi yanarak ve dumandan boğularak yaşamını yitirdi. İş işten geçtikten sonra Özel Birlikler’in kente gelişiyle birlikte çıkan çatışmalarda 2 eylemci öldürüldü. 60’tan fazla kişi yaralandı. Sekizi yaralı 39 kişi otelden kurtuldu.
Bu yaşananlara ne denmeliydi? Bir gerici siyasal kalkışma mı? Cumhuriyetin temellerine yönelik bir saldırı mı? Bazılarına göre Mülki amirin basiretsizliğinin komplikasyonu, dönemin siyasilerinin bazı kesimlere ders vermek için göz yumdukları dış kaynaklı bir “provokasyon” ya da kimin yaptığı anlaşılmayan bir “komplo”ydu. Gerici çevrelerle sürdürülen, uzlaşmacı politikaların sonucu olduğunu vurgulayanlar ya da kitle psikolojisinin kontrol edilmeyen dürtüselliğine bağlayanlar vardı.
Sivas Katliamı Menemen’den Maraş’a, Dersim’den Zilan’a tüm katliamlarının devamı, Roboski’nin Suruç’un, 10 Ekim Gar katliamının öncüsü ve hazırlayıcısı olmuştur.
Sivas katliamı devleti yeniden biçimlendirmenin, baskıcı, muhafazakar, totaliter siyasal rejime dönüştürmenin, bir toplum mühendisliği projesinin aracı olmuştur.
Bunun en özgün örneği halen sürmekte olan AKP iktidarları döneminde cemaatler ve tarikatlarla kurulan ve yürütülen ittifaklar, eğitimi, yargıyı, sağlığı ve güvenliği dini referanslarla yeniden tasarlama uygulamalarıdır. Bu süreç Sivas katliamı ila başlayan devleti yeniden biçimlendirme politikaların bir ürünüdür. Laiklik, inanç özgürlüğü kadın hakları, LGBTİ+ bireylerin yaşam hakkı, Alevilerin inanç özgürlüğü, seküler eğitim sistemi doğrudan hedef alınmış, Diyanet İşleri Başkanlığı siyasal bir araca dönüştürülmüş, kamusal kaynaklar dini dernek ve vakıflara aktarılmış, tarikatlar holdingleştirilmiş ve büyük bir ekonomik güce dönüştürülmüştür. Devlet giderek baskıcı, muhafazakar, totaliter bir rejimi inşa etmiş ve değişmez kılma çabasını girişmiştir.
Unutulmamalıdır ki, tüm bileşenleri ile siyasal iktidarının hizmet ettiklerinin bu katliamı, davayı unutturmak gibi bir düşüncesi yok.
Unutmanın özgün ve daha kötü, tahrip edici, onarılması daha güç olan ve kabulü, boyun eğiciliğe dönüştüren bir biçimi olan “iktidarın istediği gibi hatırlanmasını” sağlamak gibi bir niyeti var. Buna çalışıyor. İnşa ettiği söylemler ile gerçekleri, asıl suçlu ve sorumluları görünmez kılıp, mağdurları suçlu ilan ederek yeni bir tarih yazma amacında. İnsana ilişkin her şeyi, her değeri ve öncelikle adaleti araçsallaştırarak, cezasızlık ve yeni suçlar üreterek, yeni bir siyasal şiddet aracına dönüştürme ve bunu hakim kılma çabasındalar.
Sivas katliamı ile başlayan devleti yeniden biçimlendirme politikalarına; baskıcı, muhafazakar, totaliter siyasal rejime ve uygulamalarına karşı durulmalıdır.
Sivas katliamının açtığı yaraların onarılması ve kapatılması için halen yanıtı verilmemiş soruların yanıtlarının verilmesi zorunludur.
Devletin, ilgili tüm kurumlarının sorumluluğunu kabul etmesi, özür dilemesi, yarayı onaracak mekanizmaları yaşama geçirmesi gereklidir.
Sivas katliamı insanlığa karşı suçtur. Zaman aşımı gerekçesi ile kapatılması olanaksızdır. Uluslararası sözleşmelere aykırıdır.
Gerçekler açığa çıkarılmalı, yüzleşilmeli, hesaplaşılmalı, adalet tecelli etmeli ve kayıplar tazmin edilmelidir. Türkiye tarihindeki tüm katliamlar ve travmalar için bunun yapılmasına ihtiyaç vardır.
Mağdurların çektikleri acıların kabul edilmesi ve hatırlanmasını olanaklı kılan bir adalet sağlanmalıdır.
Bu katliamların bir kez daha yaşanmaması ve tekrarlanmaması garantisi verilmeli ve gerçek kılınmalıdır.
Madımak Oteli, yeni adıyla Bilim ve Kültür Merkezi, bu haliyle mağdurların acılarını görmezden gelmek, travmayı daha da katmerleştirmek anlamına gelmektedir. Gecikmeden, mağdurların gereksinimleri temele alınarak bir Utanç Müzesi’ne dönüştürülmelidir.
Şiddetin sona erdiği, tüm farklılıkların korunarak, şiddetin, çatışmaların, insan hakları ihlallerinin olmadığı, barışın hüküm sürdüğü bir ülke, bir dünya kurmak için çabalamak, mücadele etmek sorumluluğumuzdur.
Demokrasi için Birlik








