Migros depo işçilerinin direnişi, yalnızca bir ücret ve çalışma koşulları mücadelesi değil, medya–sermaye ilişkileri ve gazeteciliğin sınıfsal konumu üzerine bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Gazeteci Cengiz Erdinç, Migros örneği üzerinden, medyada işçi haberlerinin nasıl çerçevelendiğini değerlendirdi.
Migros depo işçilerinin sendikal hak talepleriyle başlattığı direniş, kısa sürede Türkiye’deki emek rejiminin yapısal sorunlarını görünür kılan bir örneğe dönüştü. Düşük ücretler, ağır çalışma temposu, baskı ve işten çıkarmalarla şekillenen süreç, sarı sendikalar, Kod-49 uygulamaları ve kolluk gücünün devreye sokulması gibi başlıklarla derinleşti.
Tartışmanın bir diğer konusu ise, bu direnişin medyada nasıl temsil edildiği oldu. “Sokak 4.0” programında Hazar Dost ve Yakup Telci’nin konuğu olan gazeteci Cengiz Erdinç, Migros örneğinin gazeteciliğin tarafsızlık iddiasını ciddi biçimde sorgulatması gerektiğini söyledi.
Medya Tarafsız mı, Şirket Merkezli mi?
Erdinç’e göre Migros direnişinin medyada ele alınış biçimi tesadüfi değil, uzun süredir süregelen bir gazetecilik pratiğinin sonucu. Bazı gazetecilerin işçilerin taleplerinden çok şirketin pozisyonunu anlamaya çalıştığını vurgulayan Erdinç, bu durumu şu sözlerle ifade etti:
“Bazı gazeteciler Migros patronuyla empati kurmaya çalışıyor. Bu meselelere tamamen yabancı insanları dışarıda bırakarak söylüyorum.”
Bu yaklaşımın, “iki tarafı da dinlemek” iddiasıyla meşrulaştırıldığını ancak pratikte güçlü olanın sesini çoğalttığını belirten Erdinç, tarafsızlık söyleminin sınıfsal bir körlüğe dönüştüğünü savundu.
Gazeteciliğin Sınıfsal Konumu
Gazetecilerin emeğini satarak geçinen bir kesim olmasına rağmen, kendilerini zaman zaman burjuvazinin parçası gibi konumlandırdığını söyleyen Erdinç “Gazeteci tarafsızdır denir ama sınıfsal olarak işçi sınıfındadır. Buna rağmen bazı gazeteciler kendini burjuvazinin parçası zannedebiliyor. Ertuğrul Özkök ekolünün yarattığı bir şey bu. 80’ler, 90’lar hep bunlarla doluydu. Bazı gazeteciler davetlere gidiyor, bir takım holding patronlarıyla arkadaş oluyor, kendilerini o dünyadan zannediyor.”
Erdinç’e göre bu çizgi, gazeteciliği kamu yararı yerine holdinglerle kurulan ilişkiler üzerinden tanımladı.
Medyada Sendikal Yapılar Sorgulanmıyor
Migros direnişinin merkezindeki başlıklardan biri de sarı sendikacılık söylemi oldu. Direnişteki işçilerin, kendilerini temsil etmediğini söyledikleri yetkili sendikaya yönelik eleştirileri, Erdinç’in değerlendirmelerinde önemli yer tuttu. Erdinç, sendika–işveren ilişkilerinin geldiği noktayı şu örnekle anlattı: “Migros’ta işçinin hakkını savunması gereken bir yapıdan bahsediyoruz. Ama sendika başkanının, bir asgari ücreti tek slotta kumarhanede yiyebilecek kadar parayı eline alabildiği bir düzende, Migros gibi bir işvereni bırakmasını bekleyemezsiniz.” Erdinç, bu tabloya rağmen, medyada sendikal yapıların yeterince sorgulanmamasının, mevcut düzenin normalleşmesine hizmet ettiğini belirtti.
Şirket Kârlılığı Üzerinden Kurulan Kamuoyu
Migros direnişi sırasında medyada sıkça dile getirilen bir argüman da şirketin “düşük kâr oranları” oldu. İşçilerin talepleri, Migros’un açıkladığı yüzde 1–2’lik kâr oranlarıyla karşı karşıya getirildi. Cengiz Erdinç, bu yaklaşımın bilinçli bir çerçeveleme olduğunu savundu: “İşçiler bu kadar istiyor da bakalım patron bu kadar kazanıyor mu? Kazanmıyorsa kapatsın gitsin kardeşim.”
Geçmişte ekonomi muhabirliği yaptığını hatırlatan Erdinç, büyük şirketlerde gerçek kârlılığın çoğu zaman gizlendiğini, halka açık şirketlerin dışında bırakılan yan şirketler, raf kiraları ve özel markalı ürünler üzerinden yüksek kazançlar elde edildiğini anlatarak; “bu işlerin içinde çalışanlar söylüyor; yüzde 25’in altına düşmesi mümkün değil, kâr başka yerlerde gizleniyor.” ifadelerini kullandı.
Ücret Tartışması mı, Yaşam Hakkı mı?
Erdinç’e göre mesele yalnızca ücret pazarlığı değil, işçilerin asgari yaşam koşullarının sistematik biçimde yok sayılması. Önerilen ücretlerin açlık ve yoksulluk sınırının altında kaldığını vurgulayan Erdinç, durumu şöyle özetledi: “Şirket diyor ki kirayı ödeyemesin, çocuğunu kreşe gönderemesin, aç kalsın ama çalışsın. Neredeyse yürüyerek gel diyecekler.”
Bankaların ve büyük sermaye gruplarının rekor kârlar açıklamasının, emek–sermaye arasındaki uçurumu daha da derinleştirdiğini ifade eden gazeteci Erdinç, Migros direnişinin Türkiye’de gazetecilik açısından da bir turnusol kâğıdı işlevi gördüğünü belirterek “medya ya işçilerin sesini doğrudan aktaracak ya da şirketlerin PR dilinin parçası olmaya devam edecek” dedi.
Programın tamamı için: https://www.youtube.com/watch?v=42731DCvnmw&t=1600s
















