Market raflarındaki etiket değişimlerinden, tencere kaynatmakta zorlanan ailelerin yaşamına kadar yüzdelik oranlar, enflasyon verilerinde gösterilenlerle hissedilen arasında doğrudan bir tezat içine sıkışmış olan toplumumuzda, bu soğuk rakamlarla insanın nasıl öğütüldüğünü Victor Hugo tam 160 yıl önce Sefiller’de anlatmıştı.
Hatırlayın; Jean Valjean sırf yeğenleri açlıktan ölmesin diye bir parça ekmek çaldığı için yıllarca kürek mahkûmu olmuştu. O bir lokma ekmek, sistemin insanı nasıl ezdiğinin simgesiydi. Romanda Jean Valjean’ın şu sözüyle ana fikrini doğrudan okuyucuya şöyle aktarmıştı Victor Hugo:
”14 yaşımdayken karnımı doyurmak için bir parça ekmek çaldığımda, beni zindana attılar ve orada tam 6 ay bedava ekmek verdiler. Hayatın adaleti budur.”
Peki, bu tablo değişti mi sandınız? 2016 yılı Ken Loach’un Ben, Daniel Blake filmindeki marangoz Daniel’e bakın. Kalp krizi geçirdiği için doktorların çalışamaz raporu vermesine rağmen, devletin o soğuk ve bürokratik sistemi ona “çalışmalısın” der.
Daniel, hakkı olan yardımı alabilmek için dijital formlar arasında öyle bir çaresizliğe sürüklenir ki, tıpkı 19. yüzyılın Jean Valjean’ı gibi modern çağın ortasında yapayalnız kalır.
Anlıyoruz ki: 19. yüzyılın Sefilleri şekil değiştirdi, ama yoksulluğun o kırıcı adaleti bugün de yaşamaya devam ediyor.
Bugün bizim ülkemizde de çarklar tam olarak bu adaletsizlik üzerine kuruludur; yanlış işleyen ekonomi politikalarının faturası dar gelirliye kesilirken, resmî tablolardaki soğuk rakamlarla sokaktaki insanın her gün hissettiği o yakıcı gerçeklik birbiriyle tezat içindedir.
EKONOMİK GERÇEKLİK VE RAKAMLAR ARASINDAKİ UÇURUM
Ekonomi yönetiminin baz etkisi ve sıkı para politikasıyla “enflasyon düşüyor” müjdesi verdiği bir dönemde, ENAG verilerinin %50 sınırına dayanması ve DİSK-AR raporlarının ücretlilerin 8 ayda 1,8 trilyonluk kaybını tescillemesi, makro verilerle mikro vicdan arasındaki uçurumu gözler önüne seriyor.
Ekonomi yönetimi ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), sıkı para politikası araçları, likidite adımları ve güncellenen Orta Vadeli Program (OVP) hedefleri doğrultusunda enflasyonu kalıcı olarak düşürmeyi amaçlıyor.
Ancak kürsüden açıklanan resmî oranlar ile vatandaşın pazar tezgahında, market kasasında ve kira kontratında karşılaştığı gerçeklik birbirine uymuyor. Peki, teknik olarak enflasyonda aşağı yönlü bir ivme yakalanmışken, gıda, konut ve hizmetler gibi temel kalemlerdeki katılık neden kırılamıyor?
TÜİK’in açıkladığı son verilere göre, manşet enflasyon (TÜFE) yıllık bazda %31,51 seviyesine geriledi (aylık artış ise %1,84 olarak kaydedildi). Merkez Bankası’nın son Enflasyon Raporu ve yıl sonu revizyonları, dezenflasyon patikasının planlandığı gibi ilerlediğini savunurken, politika metinlerinde hala talep koşullarının soğutulmasına vurgu yapılıyor.
Ancak madalyonun diğer yüzünde, alt kalemlerdeki direnç dikkat çekiyor:
KONUT ZİRVEDE: Konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar kalemi yıllık %39,77 artışla manşet enflasyonun en büyük sırt çantasını oluşturuyor.
GIDANIN BASKISI ARTIYOR: Gıda ve alkolsüz içecekler yıllık %33,79 artışla genel endekse en yüksek puanlı katkıyı vermeye devam ediyor.
TCMB’nin sıkı para duruşu talep kaynaklı enflasyonu törpülerken; gıda arzındaki yapısal sorunlar, küresel emtia hareketleri ve yönetilen/yönlendirilen kamusal fiyat artışları bu teknik inişi yavaşlatıyor.
ALTERNATİF OLARAK ENAG ve DİSK-AR NASIL BİR TABLO ORTAYA KOYUYOR?
Resmî istatistikler “düşüş” trendini tescillerken, bağımsız araştırma kuruluşlarının ve işçi sendikalarının verileri toplumun farklı bir ekonomik krizle boğuştuğunu ortaya koyuyor.
Bağımsız akademisyenlerin oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) verilerine göre, yıllık enflasyon %49,03 sınırında seyrediyor. Resmî rakamla aradaki yaklaşık 17,5 puanlık makas, halkın enflasyon sepeti ile TÜİK sepetinin örtüşmediğinin en net kanıtı.
DİSK-AR raporlarına göre, yılın ilk 8 ayında yaşanan fiyat artışları ve vergi yükleri neticesinde ücretli kesimin toplam kaybı 1 trilyon 863 milyar TL’ye ulaştı. Sıkı para politikasının bedeli, sermaye kesiminden ziyade maaşı eriyen sabit gelirlilere ve asgari ücretlilere kesiliyor.
KATILIK NEDEN KIRALAMIYOR ve ÇÖZÜM NEREDE?
Bu tablonun arkasında üç temel atalet yatıyor:
1. Yüksek enflasyon dönemine alışan işletmeler, ev sahipleri ve hizmet sektöründeki aktörler, maliyetler düşse dahi fiyatlarını geriye çekmeme refleksi gösteriyor.
2. Arz eksikliği ile birleşen barınma maliyetleri, konut enflasyonunu katılaştırarak dar gelirliyi kentsel çeperlere itiyor.
3. Para politikası faiz ve likiditeyle talebi baskılamaya çalışırken, kamunun bütçe harcamalarındaki genişlemeler ve yönetilen zamlar dezenflasyon sürecine çelme takıyor.
Sonuç olarak; Türkiye ekonomisinde enflasyon teknik olarak kağıt üstünde iniyor olabilir; ancak bu iniş sokaktaki vatandaşın refahına yansımadığı sürece, makro istikrar ile mikro adalet arasındaki bu derin uçurum toplumsal maliyeti artırmaya devam edecektir.
Kaynak:
https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/58290
https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/tr/tcmb+tr/main+menu/yayinlar/raporlar/enflasyon+raporu?hl=tr-TR
https://www.birgun.net/haber/diskten-rapor-emekcilerin-sekiz-aylik-kaybi-1-8-trilyon-lira-733996
https://t24.com.tr/ekonomi/tuik-acikladi-agustos-enflasyon-belli-oldu,1345634?_t=1789466598246
https://tr.euronews.com/business/2026/09/03/yillik-enflasyon-agustosta-tuike-gore-yuzde-3151-enaga-gore-yuzde-4903








