Türkiye Psikiyatri Derneği, 26 Haziran Uluslararası İşkenceyle Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü nedeniyle basın açıklaması yayımladı. Açıklamada, işkencenin münferit bir şiddet eylemi ya da yasa dışı sorgu yöntemi olarak görülemeyeceği; bireyin bedensel ve ruhsal bütünlüğünü hedef alan kurumsal ve çok katmanlı bir saldırı olduğu ifade edildi.
Dernek, işkencenin insanın güven duygusunu, özerkliğini ve hayata tutunma zeminini yok etmeye yöneldiğini belirterek, bu uygulamanın yalnızca fiziksel acıyla sınırlı kalmadığını, kişinin kendisiyle, çevresiyle ve toplumla kurduğu bağları da parçaladığını kaydetti.
Açıklamada, işkencenin yalnızca doğrudan maruz kalan kişileri değil, bütün toplumu hedef alan bir tehdit ve denetim aracı olduğu vurgulandı. Türkiye Psikiyatri Derneği, bu nedenle işkencenin toplum ruh sağlığı üzerinde yıkıcı sonuçlar yarattığını, kolektif dayanışma ağlarını zayıflattığını ve bireyleri yalnızlaştırdığını bildirdi.
Dernek, sistematik kötü muamelenin yol açtığı travmanın kuşaklar boyunca aktarılabileceğine dikkat çekti. Adaletle onarılmayan ve üzeri örtülen travmaların toplumsal güvensizliği derinleştirdiği, şiddet ikliminin okullardan sokaklara, ev içlerinden kamusal yaşama kadar farklı alanlarda kendini gösterdiği ifade edildi.
Türkiye Psikiyatri Derneği, işkenceye maruz bırakılan kişilerin ruhsal onarım süreçlerinde desteklenmesinin bilimsel ve etik bir sorumluluk olduğunu vurguladı. Dernek, psikiyatrik değerlendirme ve belgeleme süreçlerinin uluslararası standartlara uygun yürütülmesi, etkili hukuki ve psikososyal onarım mekanizmalarının oluşturulması çağrısında bulundu.
Açıklamanın sonunda, işkencesiz bir dünyanın yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ruhsal bir hak olduğu belirtildi. TPD, sivil toplum kuruluşlarını, sağlık meslek örgütlerini ve uluslararası kuruluşları işkenceye karşı ortak tutum almaya çağırarak, insan onurunu savunmaya devam edeceklerini duyurdu.








