Silivri’de devam eden “İmamoğlu” davaları, Ekrem İmamoğlu’nun şahsına yönelik uygulamalarla, yapılmakta olanların yargılama, hukuk, adalet, kanun, usul vb. ile gerçekte hiçbir bağının olmadığını apaçık ortaya koydu.
Ekrem İmamoğlu’nu aynı günde 3 ayrı davada savunma yapmaya zorlama ile başladılar. İBB davası heyeti, son anda savunma sırasını değiştirerek, 4 bin sayfalık iddianamede 143 “eylemle” suçlanan ve 2 bin 352 yıl hapsi istenen İmamoğlu’nun kendisine ve avukatlarına toplam 5-6 saatte savunmalarını tamamlamalarını dayattı. Savunma hakkını kullanmasına yönelik bu kısıtlamayı reddeden İmamoğlu’nu duruşma salonundan çıkardı ve tutanağa, İmamoğlu’nun itirazına rağmen “susma hakkımı kullanıyorum” yazdırmaya kalkıştı.
Savunma hakkının neredeyse tamamen ortadan kaldırılması ve “sen savunmanda ne söylersen söyle, senin hakkında karar verildi” şeklinde “ihsası rey” beyanı veya kendilerine gönderilen “Saray yargısı kararını” ifşa etmenin ve 4 aydır devam eden celsenin 9 Temmuz’da bitirilmesi konusundaki katı tutumun gerisinde ne var?
19 Mart 2025 darbe atağının ardından, Erdoğan rejimi, İstanbul Büyük Şehir Belediye’sinin seçilmiş başkanı ve CHP’nin 15 milyon imzayla Cumhurbaşkanı adayı seçtiği Ekrem İmamoğlu’na ait her şeyi, başta İstanbul olmak üzere her yerden kazımaya yöneldi. Adının, resminin ve imzasının olduğu pankart, afiş ve posterleri kaldırıldı. Yerine kayyum atama planı yapıldı. Yandaş tv kanallarında kendisi, ailesi, eşi, eşinin ailesi, çocuğu, yakın çalışma arkadaşları ve İBB’nin seçkin personeli ile, CHP’nin onlarca belediye başkanı hakkında akıl ve ahlak dışı kampanyalar yürütüldü. Bu kampanyalara operasyonlar, işkenceli gözaltılar, tutuklamalar, iftiraya zorlayan baskılar eşlik etti.
Bütün bunların sonunda Erdoğan’ın karşısına çıkardığı adayları defalarca sandığa gömen; halktaki desteğini her seçimde büyüten İmamoğlu toplumun hafızasından silinemedi. Aksine Erdoğan’ın korkularını daha da büyüttü.
Saray, bu defa Trump’ın gelişiyle sansasyonel “haberlerin”, magazinin, yalan vaadlerin vb gündemi işgal edeceği esnada, İmamoğlu savunmasının sessizce yapılmasını, Ekrem İmamoğlu’nun sözlerinin ve görüntüsünün gündeme taşınmadan sessizlikte boğulmasını hedefledi. Bunu sağlamak için mahkeme heyetini, kendi söylediklerinin aksine kararlar alan, savunma hakkını apaçık yok eden bir tutuma zorladı; hukukla ilişkisini ifşa etti, “talimatlandırıldığı” iddialarına bir temel kazandırdı.
12 Eylül’ün temellerini attığı, kolonlarını inşa ettiği darbeler düzeni, 19 Mart’ta olduğu gibi, emperyalizmin işbirlikçisi siyasi gericilik tarafından bir daha güncellendi.
Saray rejimi, Trump’ın NATO Zirvesine katılmasıyla; Erdoğan’a yaptığı iltifatlarla, zirve boyunca TSK’ya yapılan övgülerle; İran’a karşı yürütülen emperyalist savaşa Hürmüz üzerinden doğrudan taraf olarak; Ukrayna Savaşı’ında Rusya’nın doğrudan karşısında konumlanarak; Trump’ın daha önce de söz verdiği ama yerine getirmediği vaatlerini sanki gerçekliği kesinmiş gibi topluma propaganda ederek bir “meşruiyet” kredisi almış gibi davranmaya yöneldi. Silivri’de “İmamoğlu Yargılamaları”nda yaşanan darbeci atak bu sahte meşruiyete dayanıyor.
Erdoğan’ın Trump ile görüşmede, vaad edilenlerin mutluluğuyla, kendi kadrosuna iki elinin baş parmaklarını yukarı kaldırarak paylaştığı “hazin” sevinç, kursağında kalacak. ABD emperyalizminin rejim ve devlet kurumları içindeki güçlü varlığına, iktidarın tam bir teslimiyet içinde olmasına rağmen Türkiye ABD’nin “müstemlekesi” konumundaki Ortadoğu’nun sefil monarşilerinden biri değil.
Siyasi meşruiyetin yegane ve nihai kaynağı bugün de halkın rızasıdır. Bu kaynak bugün meydanlardan taşan, sokaklara caddelere inen, yürüyen, gazetecisini, gencini, seçtiği siyasetçisini, komedi sanatçısını vb gören ve sahiplenen halkın rızasıdır. Bu gerçeği şafak operasyonlarıyla gözaltı kampanyaları; işkence, tutuklama, biber gazı, plastik mermi, tazyikli su, ters kelepçe, çevik kuvvete dayanan sokak siyaseti, “yargı kolları” marifetiyle siyaseti şekillendirme girişimleri, rezil ve aşağılık butlan aparatları, seçim hileleri, trafoya sokulan kediler, YSK sihirleri ve seçim gecelerinde halkı tehdit fırıldaklarıyla ve emperyalistlere yaltaklanarak, pazarlık masasına komşularla savaşa sokmayı vaad ettiğiniz Mehmetçiğin kanını koyarak değiştiremezsiniz.
İktidarı kaybedeceğiniz ve yargı kollarınızla birlikte, yargı önüne çıkacağınız günler yaklaşıyor. Korkunuz, telaşınız ve tarihte örneği görülmemiş ahlaksızlık pratiğiniz, yaklaşan “cismi” sizin de hissettiğinize işarettir.








