Gazeteci ve Orta Doğu uzmanı, aynı zamanda Demokrasi İçin Birlik Meclis Üyesi ve demokrasiicinbirlik.org Yayın Kurulu Üyesi Musa Özuğurlu ile ATİK (Avrupalı Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu) Konsey Üyesi ve temsilcisi Bakış Yıldız’ın konuşmacı olduğu “Emperyalist Savaş Kıskacında Ortadoğu” paneli, Zürih Kulturfabrik lokalinde gerçekleştirildi.
Panelde ilk konuşmacı olan ATİK Konsey Üyesi Bakış Yıldız, sözlerine Kapitalist krizler ve savaşları anımsatarak başladı. Yıldız, “Bugün dünya yeniden büyük bir savaş tehlikesiyle karşı karşıyadır. Sadece bölgesel çatışmaların değil, giderek büyüyen bir emperyalist paylaşım savaşının eşiğindeyiz. Bu bir tesadüf değildir. Çünkü savaşlar ve krizler kapitalist sistemin istisnası değil, onun doğasının bir parçasıdır. Kapitalizm kriz üretir; krizler ise savaşları doğurur.” dedi.
Küresel bloklaşma ve Ukrayna savaşı
Yıldız, bugün dünyada iki ana blok arasındaki hegemonya mücadelesinin belirginleştiğini belirterek, bunları “ABD ve NATO ekseni (ABD, İngiltere, Almanya, Fransa vb.)” ile “Çin ve Rusya ekseni” olarak sıraladı.
“Bu rekabet özellikle Ukrayna savaşı ile açık biçimde görünür hâle gelmiş, küresel güçlerin dolaylı ya da doğrudan karşı karşıya geldiği bir çatışma alanına dönüşmüştür. Bu mücadele yalnızca askeri değil, aynı zamanda pazarlar, enerji kaynakları ve ekonomik nüfuz alanları üzerinden yürütülen bir rekabettir.”
Yıldız, ABD ve Batılı güçlerin müdahalelerinin demokrasi ya da özgürlük getirmediğini, aksine savaşları ve krizleri derinleştirdiğini savundu; artan militarizm ve küresel rekabet nedeniyle yeni bir dünya savaşı tehlikesinin büyüdüğünü, buna karşı da acilen antiemperyalist bir mücadele hattı oluşturulması gerektiğini söyledi.
Ortadoğu’nun stratejik önemi
Yıldız, Orta Doğu’nun küresel rekabetin en kritik bölgelerinden biri olduğunu vurgulayarak, dünya petrol ve doğal gaz rezervlerinin önemli bir kısmının bu bölgede bulunduğunu ifade etti.
“Bu nedenle İsrail-Filistin savaşı, Lübnan ve Suriye’deki gelişmeler ve İran’a yönelik gerilimler yalnızca bölgesel meseleler değil, küresel güçlerin stratejik hesaplarının parçası olarak değerlendirilmektedir.”
İsrail, Filistin ve bölgesel gerilim hattı
Yıldız, konuşmasının devamında Ukrayna savaşının emperyalist gerilimin açık bir ifadesi olduğunu belirterek, savaşların nedeninin tek tek liderler değil, kapitalist sistemin kendisi olduğunu söyledi.
“Pazarları paylaşma mücadelesi, kaynaklara hâkim olma yarışı ve sermayenin rekabeti bu savaşların gerçek nedenidir.”
Yıldız’a göre emperyalist güçler yalnızca askeri cephelerde değil, ekonomik ve siyasi alanlarda da büyük bir mücadele yürütüyor; NATO genişliyor, askeri üsler çoğalıyor, vekâlet savaşları yayılıyor. BRICS ülkelerinin ekonomik yükselişinin de küresel dengeleri sarstığını belirten Yıldız, Batı dünyasında militarizmin hızla yükseldiğini ve uluslararası hukukun giderek değersizleştiğini ifade etti.
Yıldız, Filistin’de yaşananların yalnızca iki halk arasındaki bir çatışma olmadığını, küresel güç dengeleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu savunarak, İsrail’in ABD ve NATO’nun Ortadoğu’daki en önemli askeri dayanaklarından biri olarak hareket ettiğini söyledi. Bu gerilimin Filistin’den Lübnan’a, Suriye’den İran’a kadar genişleyen bir çatışma hattı yarattığını ifade etti.
Halkların örgütlü mücadelesi vurgusu
Yıldız, dünyada işçilerin, kadınların, gençlerin ve ezilen halkların giderek daha fazla ayağa kalktığını; grevlerin, protestoların ve toplumsal hareketlerin arttığını söyledi. Türkiye’de işçi sınıfının çeşitli sektörlerde sürdürdüğü direnişlerin bunun önemli örnekleri olduğunu belirten Yıldız, Migros işçilerinin direnişinin örgütlü mücadelenin kazanabileceğini gösterdiğini ifade etti.
“Tam da bu nedenle bugün önümüzde duran görev açıktır. Emperyalist savaş politikalarına karşı güçlü bir antiemperyalist ve antifaşist mücadele hattı kurmak zorundayız. İşçiler, emekçiler, kadınlar, gençler ve ezilen halklar birleşmeden bu karanlık gidişatı durdurmak mümkün değildir.”
Yıldız, konuşmasını “Dünya yeni bir savaş tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ama aynı zamanda halkların mücadele potansiyeli de büyümektedir. Tarih bize şunu göstermiştir: Savaşları yaratan sistemler varsa, onları değiştirecek güç de halkların örgütlü mücadelesidir” sözleriyle tamamladı.

Musa Özuğurlu: “Orta Doğu’da Petrol, Emperyalizm ve Savaşın Tarihsel Arka Planı”
Gazeteci ve Orta Doğu uzmanı, aynı zamanda Demokrasi İçin Birlik Meclis Üyesi ve demokrasiicinbirlik.org Yayın Kurulu Üyesi Musa Özuğurlu, panelin ikinci konuşmacısı oldu. Özuğurlu, konuşmasına “20. yüzyılın başından bu yana Orta Doğu’da süregelen çatışmaların önemli nedenlerinden biri petrol ve bu kaynağın kontrolüdür. Özellikle İran, bu rekabetin merkezinde yer alan ülkelerden biridir” sözleriyle başladı.
Batılı güçlerin Orta Doğu rekabeti
Özuğurlu, 1908 yılında İngilizlerin İran’da petrol çıkarmak amacıyla bir petrol şirketi kurduğunu, bu şirketin daha sonra Anglo-Persian Oil Company olarak bilindiğini ve Britanya İmparatorluğu’nun enerji ihtiyacını karşılamada kritik bir rol oynadığını anlattı.
Aynı dönemde İngiliz donanmasının kömürden petrole geçiş kararı aldığını belirten Özuğurlu, petrolün böylece ilk kez açık biçimde stratejik bir enerji kaynağı olarak askeri planlamanın merkezine yerleştiğini söyledi. Başlangıçta daha çok sanayide kullanılan petrolün zamanla ulaşım, askeri teknoloji ve modern ekonominin temel girdilerinden biri hâline geldiğini vurguladı.
İngiltere ve Fransa’nın uzun yıllar boyunca Orta Doğu’da etkili olduğunu ve bölgenin enerji kaynakları üzerinde nüfuz kurduğunu ifade eden Özuğurlu, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde kurulan Osmanlı Bankası’nın da fiilen İngiliz ve Fransız sermayesinin kontrolü altında olduğunu söyledi. Petrol bölgelerini kontrol etmek için çeşitli şirketlerin kurulduğunu, Fransızların da İngilizlere karşı ortaklıklar ve yeni şirketler aracılığıyla bölgede etkili olmaya çalıştığını belirtti.
Amerika Birleşik Devletleri’nin ise başlangıçta bu rekabette daha geride olduğunu kaydeden Özuğurlu, ABD’de petrolün 19. yüzyılın ortalarında bulunduğunu ve otomobil endüstrisinin gelişmesiyle büyük bir üretim patlaması yaşandığını; ancak Amerikalıların başlangıçta petrolün küresel stratejik önemini Avrupalılar kadar erken kavrayamadığını söyledi. Zamanla ABD’nin de Orta Doğu petrolüne yönelerek bölgedeki enerji rekabetine dahil olduğunu ifade etti.
II. Dünya Savaşı sonrası ABD–Suudi Arabistan ittifakı
Özuğurlu, 1945 yılında II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından ABD ile Suudi Arabistan arasında tarihî bir anlaşma yapıldığını belirtti. ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt ile Suudi Kralı Abdülaziz’in görüşmesiyle başlayan bu süreçte Amerikan petrol şirketlerinin Suudi Arabistan’da güçlü bir şekilde yerleştiğini, böylece Orta Doğu’daki petrol dengesinin giderek İngiltere ve Fransa’dan ABD’ye doğru kaymaya başladığını söyledi.
İran’da petrol krizi ve 1953 darbesi
Özuğurlu, 1950’lere gelindiğinde İran halkının ülkenin petrol kaynaklarının yabancı şirketler tarafından sömürülmesine tepki göstermeye başladığını, İran Başbakanı Muhammed Musaddık’ın petrolü millileştirme kararı aldığını ifade etti.
Bu kararın İngiltere ve ABD’nin çıkarlarını doğrudan tehdit ettiğini belirten Özuğurlu, “Bunun üzerine 1953 yılında CIA ve İngiliz istihbaratı tarafından desteklenen bir darbe gerçekleştirildi. Musaddık devrildi ve İran’da yeniden Şah yönetimi güçlendirildi” dedi. Özuğurlu, bu olayın Orta Doğu’da dış müdahalelerin en önemli örneklerinden biri olarak tarihe geçtiğini vurguladı.
İsrail’in kuruluşu ve bölgesel savaşlar
Özuğurlu, 1948 yılında İsrail devletinin kurulmasının Orta Doğu’da yeni bir jeopolitik dönemin başlangıcı olduğunu söyledi. İsrail’in kuruluşu ve Filistin topraklarının paylaşılmasının Arap dünyasında büyük bir tepki yarattığını belirterek, bunun ardından bölgede 1948 Arap–İsrail Savaşı, 1967 Altı Gün Savaşı ve 1973 Yom Kippur Savaşı’nın yaşandığını kaydetti. Bu savaşların Orta Doğu’nun siyasi dengelerini kalıcı biçimde değiştirdiğini ifade etti.
Soğuk Savaş sonrası müdahaleler
Özuğurlu, Soğuk Savaş sonrasında ABD dış politikasının giderek daha müdahaleci bir karakter kazandığını, Afganistan ve Irak savaşlarının bu politikanın en açık örnekleri arasında yer aldığını söyledi. Birleşmiş Milletler kararları olmadan gerçekleştirilen bu müdahalelerin uluslararası hukuk açısından büyük tartışmalara yol açtığını belirtti.
Günümüzdeki jeopolitik rekabet ve İran’ın konumu
Özuğurlu, bugün yaşanan çatışmaları anlamak için yalnızca Orta Doğu’ya değil, küresel güç dengelerine de bakmak gerektiğini ifade etti. Özellikle Çin’in yükselişinin dünya siyasetinde yeni bir rekabet yarattığını, Çin’in “Kuşak ve Yol Projesi”nin Asya, Avrupa ve Orta Doğu’yu birbirine bağlayan dev bir ticaret ve altyapı ağı kurmayı hedeflediğini söyledi.
Bu projenin önemli güzergâhlarından birinin İran üzerinden geçtiğini belirten Özuğurlu, bu nedenle İran’ın yalnızca bölgesel değil, aynı zamanda küresel güç rekabetinin de önemli bir parçası hâline geldiğini dile getirdi.
Özuğurlu, İran’ın büyük petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip olduğunu, Çin’e uzanan ticaret yolları üzerinde yer aldığını ve Rusya ile Orta Doğu arasında stratejik bir köprü konumunda bulunduğunu belirterek, İran üzerindeki baskının yalnızca nükleer programla ilgili olmadığını, aynı zamanda küresel güç dengeleriyle de bağlantılı olduğunu söyledi.
Panel, konuşmaların ardından izleyicilerden gelen soru ve yorumlarla sona erdi.








