İstanbul Ortaköy’de bir ailenin sokak satıcıları ve restoranlardan yedikleri ürünlerin ardından fenalaşması üzerine yaşanan gıda zehirlenmesi faciası, Türkiye’de gıda güvenliği tartışmasını yeniden alevlendirdi. Almanya’dan tatile gelen Servet ve Çiğdem Böcek ile çocukları Kadir Muhammet (6) ve Masal Böcek (3), Ortaköy’de midye, tavuk tantuni ve sucuk tükettikten sonra mide bulantısı ve kusma şikâyetiyle hastaneye kaldırıldı.
Çocuklar ve anne yaşamını yitirdi. Aileden geriye yalnızca ağır durumdaki baba kaldı.
“Isıya Dayanıklı Toksinler” ve Kirlenmiş Sulardan Gelen Risk
Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Cavit Işık Yavuz, özellikle midye gibi kabuklu deniz ürünlerinde görülebilen ısıya dayanıklı biyotoksinlere dikkat çekti. Bu toksinler, pişirme işleminden sonra bile etkisini sürdürebiliyor ve yalnızca sindirim sisteminde değil, sinir sistemi ve dolaşımda da ağır klinik tabloya yol açabiliyor.
Yavuz’a göre toksin birikimi çoğu zaman kirlenmiş sulardaki ekosistem bozulmalarının sonucu. İstanbul’da da zaman zaman gözlenen alg/yosun patlamaları, kabuklu canlılarda toksin birikimini artırıyor. Tüketicinin bu ürünlerin güvenli olup olmadığını kendi başına anlaması ise mümkün değil.
Ayrıca balıklarda, uygun olmayan saklama koşullarında gelişen histamin birikimi de zehirlenmeye sebep olabiliyor. Bu risk, soğuk zincirin kırıldığı düşük maliyetli tedarik zincirlerinde daha sık ortaya çıkıyor.
“Bu şartlarda gıda güvenliği sağlanamaz”
Yavuz, olayı yalnızca bir “tekil ihmal” olarak görmenin eksik olacağını belirterek ülkenin genel tabloya odaklanması gerektiğini söyledi. Uzman, sosyal medya hesabında şu uyarıyı yaptı:
“Gıda enflasyonunun yüksek seyrettiği, yoksulluğun ve eşitsizliğin derinleştiği, gıda sahtekârlığının arttığı bir ülkede gıda güvenliğinin sağlanması olanaklı değil.”
Bu değerlendirme, sokak satıcılarından restoranlara kadar tüm gıda tedarik zincirinin maliyet baskısı, kontrolsüzlük ve denetim açığı ile kırılganlaştığına işaret ediyor. Uzmanlara göre bu koşullar bir araya geldiğinde, zehirlenme gibi olaylar artık “istisna değil, sistemik sorunların kaçınılmaz sonucu”.








