Biliyoruz, bu coğrafyada gerçek anlamda adalet, gerçek anlamda barış hiç olmadı.
Hukuk, yasa, baskının, sömürünün inkarın bir aracı olarak egemenler tarafından hep kullanıldı.
Can Yücel’in çevirdiği bir Çin şiirinde dendiği gibi:
“Davacı zengin, davalı yoksulsa, zenginden yana işler yasa.
Davacı yoksul davalı zenginse, davalıda kalır yine nizalı arsa.
Davacı da davalı da zenginse davada, özür diler çekilir aradan kadı.
Davacı da davalı da yoksulsa, bak, sade o zaman işler, yerini bulur hak.“
Adalet mekanizması hep böyle işledi.
Toplumsal mücadelenin yükseldiği kimi zamanlarda “adalete yaklaşabiliriz“ umudunu yaşasak bile, bu umutlanma hali, mücadelenin ivmesinin düşmesiyle pek kısa sürdü.
Barış ise bir temenniden, bir dilekten öteye geçmedi. Barış mücadelesi örgütlenmeleri büyük bir baskıyla yok edildi, sindirildi.
İnsanlığın büyük mücadelelerle, büyük bedeller ödeyerek yarattığı bu iki değer ülkemizde yok sayıldı, görmezden gelindi.
Özellikle son 10 yılda ise adaletsizlik ve bağlı olarak cezasızlık istisna olmaktan çıkıp adeta kural haline geldi. Yargı süreçlerinin işleyişi ve mahkemelerin verdiği kararlar itibariyle hukuk sistemi, suçu önleme, adaleti tesis etme ve böylelikle toplumsal barışa hizmet etme değil; suçu teşvik eder, savaşı kışkırtır, cinayetleri, katliamları hoşgörür bir nitelik kazandı.
Kürt meselesi çerçevesinde son elli yıla damgasını vuran çatışmalı ortam “düşük yoğunluklu savaş” olarak nitelendirildi.
İş kazaları diye iş cinayetleri, kadın cinayetleri, özellikle alevilere, lgbti+’lara, mültecilere yönelik nefret suçları, hayvan düşmanlığı ve katliamları, cinayete dönüşen trafik suçları, IŞİD eliyle gerçekleştirilen katliamlar, KHK ile binlerce insanın açlığa ve ölüme terk edilmesi, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra başlatılan cadı avları, darbeci diyerek kursiyer teğmenlerin, erlerin gencecik insanların geleceğinin karartılması, doğal afet olan depremin bir fırsata dönüştürülerek insanların canının alındığı yetmiyormuş gibi evlerine yurtlarına el konarak kovulması bu 10 yıldaki adaletsizliğin temeli oldu.
Bu denli adaletsizlik ise kurumsal ve toplumsal çürümenin, savaş seviciliğinin, barıştan daha da uzaklaşmanın sebebi oldu.
Sadece bu nedenler bile adalet mücadelesinin barış mücadelesi ile ayrılmaz bir bütünlük içinde olduğunun, adalet mücadelesinin barış talebini besleyen en büyük unsur olduğunun bir göstergesidir.
Adalet mücadelesi yürüten kesimler, platformlar, kurumlar, kişiler yıllardan beri çok zorlu bir çaba içindeler.
Tek tek bakıldığında bu mücadelenin biriktirilmesinde çok önemli bir yere sahipler.
Ancak geldiğimiz noktada bu mücadelelerin ortaklaştırılması, büyütülmesi, toplumsallaştırılması ve aynı zamanda barış talepleriyle zenginleştirilmesi acil bir görev olarak önümüzde durmaktadır.
Bu mücadele süreçlerinden hepimizin öğrenecekleri ve çıkaracağı dersler var. Bu birikimin, bu tarihin hepimizce sahiplenilmesi, güçlendirilmesi, büyütülmesi ve bu yolla toplumsallaştırılması hepimizin isteği ve beklentisi olsa gerek.
Davetimiz buna dayanmaktadır.
13 Aralık 2025‘de bunun olabilirliğini, nasıl olacağını, imkanları ve gerçeklikleri konuşmak ve bu dayanışmanın adımını atmak, büyük bir adalet mücadelesinin, barış mücadelesinin geleceğini konuşmak istiyoruz.
Davetimiz hepimizedir.
13 Aralık 2025
Saat: 13.00 / 18.00
Yer: Sümer Sokak No 29 Kat 3 Kızılay/Ankara
DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ ANKARA ŞUBESİ
10 EKİM BARIŞ DERNEĞİ
KHK’li PLATFORMLAR BİRLİĞİ
















