Çocuk sağlığını korumayı odak noktasına koyan kamusal bir gıda politikası çevre kirliliğinden, biyolojik çeşitlilik kaybına, tarımdan beslenme sorunlarına pek çok soruna çözüm getirme potansiyeline sahiptir. Çözüm ufku kamusal beslenme politikalarıyla, şeffaf ve hesap verebilir denetimle ve üretimde agroekolojik dönüşümle açılır.
Kurtul Gülenç ve Önder Kulak, Birgün Felsefe eki için “gıda endüstrisi, halk sağlığı ve kamucu politikalar” üzerine Bülent Şık ile konuştu.
Kapitalizm koşullarında gıdanın endüstriyel üretimi nasıl değerlendirilebilir? İnsanlar gıda ihtiyacını nasıl bir üretim sürecine bağlı olarak karşılıyorlar?
Gıda, yalnızca “tüketici tercihi”nin konusu değil; kâr güdümlü, topraktan çatala uzanan endüstriyel bir üretim-tedarik rejiminin çıktısı. Bu rejim monokültüre, yoğun kimyasal girdiye (pestisit, sentetik gübre), uzun ve kırılgan tedarik zincirlerine ve agresif pazarlamaya dayanıyor. Ekolojik yıkım, çevre kirliliği ve sağlık riskleri üretim maliyetinin dışına atılıyor; bedeli toprak, su, hava ve insan bedeninin toksik kimyasal yüküyle ödeniyor. Açlık ve yetersiz beslenme bugün daha çok siyasal-ekonomik tercihlerin ve adaletsiz dağıtımın meselesi. İklim krizi, savaş ve göç gibi yapısal etkenler tedarik zincirlerini kırılganlaştırırken, piyasa mantığının kamusal yararın önüne geçtiği koşullarda riskler hane halkına, özellikle de çocuklara yıkılıyor.
Salt kâr hedefiyle üretilen bir meta olarak gıdanın, insan ve toplum sağlığına etkileri nelerdir? Örneklerle nasıl anlatılabilir? Bu halk sağlığı sorununun çözümü bakımından neler söylenebilir?
En somut örnek kronik ve çoklu toksik kimyasal maruziyetidir. Pazarın yapısal niteliğini gösteren somut örnek, zincir market ve semt pazarlarından toplanan ürünlerde çoklu pestisit kalıntısı oranlarının yüksek çıkması; örneklerin kayda değer bir bölümünde mevzuata aykırılıklar ve PFAS içeren pestisit kalıntıları görülmesidir. Sadece pestisit değil, ağır metaller başta, çevresel bulaşanlar da bir başka sorun. En kırılgan kesim de çocuklar. Çoklu ve düşük dozlu maruziyet “güvenli” varsayılan eşiklerde bile, özellikle çocukların nörogelişimine zarar veriyor ve dikkat, öğrenme, davranış ve motor beceriler olumsuz etkilenebiliyor.
Bir diğer örnek “gizli açlık” sorununun yaygınlaşmasıdır. Gizli açlık mikro besin öğeleri yetersiz, enerji yoğun-besleyiciliği düşük bir beslenme rejimine bağlı olarak açığa çıkar. Bu sorun büyümeyi, bağışıklığı, bilişsel gelişimi, okul başarısını aşağı çeker; obezite sorununu yaygınlaştırır. Gizli açlık, yalnızca bireysel sağlık değil, toplumsal öğrenme kapasitesi ve fırsat eşitliği meselesidir; aynı zamanda ekolojik yıkıma da işaret eden bir meseledir. Toprak sağlığının bozulması, organik madde yoksulluğu ve biyoçeşitlilik kaybı da gıdaların besleyici özellikleri üzerinde olumsuz etki yapar. Endüstriyel zincirdeki kayıp-israfın büyüklüğü ise ekonomik zararın ötesinde kimyasal kirlilik ve ekolojik yük demektir.
Piyasada “teknolojik çözüm” diye sunulan kimi ürünlere de eleştirel bakmak gerekir. Örneğin laboratuvarda üretilmiş et gibi girişimler, iklim ya da hayvan refahı iddiaları eşliğinde pazarlansa da gıda sisteminin yapısal siyasal-ekonomik sorunlarını perdeleyebilir. Gerçek çözüm ekolojik ve toplumsal yeniden düzenlemede, yani üretimde pestisit ve sentetik girdiye bağımlılığı azaltan agroekolojik uygulamalarda, kısa tedarik zincirlerinde, kamusal alım ve beslenme politikalarında yatıyor.
Bütün bu olumsuz etkiler bilinmesine rağmen, “resmi kurumlar”ın aksi yönde herhangi bir eylemde bulunmamaları nasıl düşünülmeli? Bu noktada eleştirilerin yanı sıra ne gibi çözüm önerilerinden bahsedilebilir?
Yazının tamamı için; https://www.birgun.net/makale/eksik-olan-siyasal-irade-ve-kamusal-tartisma-667232








