Haber: Ayla Türksoy
Demokrasi İçin Birlik YouTube kanalında yeni başlayan “Teknoloji ve Toplum” programının ilk bölümünde “Dünya Eşitsizlik Raporu 2026” ile ilgili kapsamlı bir çerçeve sunulmuştu. Prof. Dr. Haluk Levent tarafından hazırlanıp sunulan programın ikinci bölümünde ise tartışma, yapay zekanın demokrasi, bilimsel bilgi üretimi ve kamusal alan üzerindeki etkileri üzerinden yürütüldü.
Programda, yapay zekanın yalnızca teknik bir verimlilik artışı değil, üretici güçlerde tarihsel bir sıçramayı temsil ettiği vurgulandı. Levent’e göre bugün çalışanların, yetişkinlerin yaklaşık yüzde 40’ı iş süreçlerinde yapay zekadan yararlanıyor; bu oranın kısa sürede yüzde 70-80 seviyelerine ulaşması bekleniyor. Bu yaygınlaşma, toplumsal ilişkilerden siyasal katılıma kadar pek çok alanı yeniden şekillendiriyor.
Programda, dijital teknolojilerin ilk dönemlerinde güçlü bir demokratik umut yarattığı vurgulandı ve sosyal medyanın medya tekellerini zayıflatan, siyasal hesap verebilirliği artıran ve otoriter rejimlere karşı muhalif hareketlerin koordinasyonunu kolaylaştıran bir araç olarak görüldüğü hatırlatıldı. Arap Baharı sürecinde ortaya çıkan hızlı örgütlenme biçimleri, bu potansiyelin somut örnekleri arasında gösterildi.
Ancak tartışma, bu iyimserliğin neden tersine döndüğü sorusu etrafında yoğunlaştı. Programda, yapay zeka ve dijital platformların bugün kamuoyunu parçalayan, toplumsal kutuplaşmayı derinleştiren ve hem demokratik hem de otoriter devletlere güçlü gözetim imkânları sunan yapılara dönüştüğü vurgulandı. Davranışsal verilerin toplanarak bireylerin henüz gerçekleşmemiş eylemlerinin tahmin edilmesine dayanan veri ekonomisi, yalnızca ekonomik değil, doğrudan siyasal bir güç alanı olarak ele alındı.
Bilimsel Sıçrama, Regülasyon Çağrıları ve Varoluşsal Riskler
Programda, üretici güçlerde yaşanan sıçramanın yapay zeka ile birlikte niteliksel bir eşiğe yaklaştığı vurgulandı. Prof. Dr. Haluk Levent, yakın dönemde yapay zeka sistemlerinin pek çok alanda doktora düzeyinde bir insanın işlem gücüne erişmesinin beklendiğini belirterek, bu gelişmenin teknolojiyi yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda varoluşsal bir mesele haline getirdiğini ifade etti.
Programda, bilim dünyasından yükselen itiraz ve uyarılara dikkat çekildi. Aralarında yapay zeka alanının öncü isimlerinden Geoffrey Hinton, iktisatçı Daron Acemoğlu ve tarihçi Yuval Noah Harari’nin de bulunduğu çok sayıda bilim insanı ve araştırmacının, yapay zeka çalışmalarının kontrolsüz biçimde ilerlemesine karşı açık çağrılar yaptığı hatırlatıldı. Levent, bu çağrıların ortak noktasının, kontrolün tamamen kaybedilebileceği bir “tekillik” aşamasına geçilmeden önce, büyük ölçekli yapay zekâ çalışmalarının regülasyona tabi tutulması ve kamusal denetimin güçlendirilmesi talebi olduğunu vurguladı. Programda bu girişimler, bilim insanlarının teknoloji karşıtlığından değil, bilimsel sorumluluktan kaynaklanan bir müdahalesi olarak ele alındı.
Levent, teknolojiyi “hareket halindeki bilim” olarak tanımlayarak, modern bilimsel bilginin büyük ölçüde kamu fonlarıyla üretildiğini, ancak bu bilgi birikiminin yapay zeka çağında özel şirketler tarafından karşılıksız biçimde sahiplenildiğini ifade etti. Kamu kaynaklarıyla üretilen bilimsel çıktılardan devasa rantlar elde edilmesinin ciddi bir asimetri yarattığını savunan Levent, bu dengesizliğin aşılmasının yolunun teknolojinin de uluslararası bir kamu malı olarak tanımlanmasından geçtiğini dile getirdi.
Programda ayrıca yapay zekanın askeri karar alma süreçlerine dahil edilmesinin taşıdığı riskler de kapsamlı biçimde ele alındı. Özellikle ABD’nin SentCOM gibi stratejik askeri merkezlerinde algoritmik sistemlerin devreye sokulmasının, insan ferasetini ve muhakemesini geri plana iterek nükleer riskleri, üstel biçimde artırabileceği uyarısı yapıldı. Levent, geçmişte olası nükleer felaketlerin, algoritmik talimatlara uymayan ve inisiyatif alan subayların normatif kararları sayesinde önlendiğini hatırlatarak, yapay zekanın bu tür etik ve insani muhakeme yetilerine sahip olmadığına dikkat çekti.
Programın bu bölümünde çizilen genel tabloya göre insanlık, teknolojinin mülkiyet ve kullanım biçimine bağlı olarak iki farklı gelecek arasında kritik bir eşikte bulunuyor. Bir yanda çalışmanın zorunlu olmadığı, refahın paylaşıldığı bir toplumsal düzen; diğer yanda ise ekosistemin çöktüğü, eşitsizliklerin derinleştiği ve çatışmaların arttığı bir dünya ihtimali. Levent’e göre bu karşıtlık, teknik bir tercih değil, geri dönüşü zor bir siyasal mücadele alanını ifade ediyor.
Yapay zekanın bilimsel, siyasal ve toplumsal sonuçlarına dair tartışma, ‘Teknoloji ve Toplum’ programının bu hafta yayımlanacak yeni bölümünde de devam edecek.














