Ümit ÖZDEMİR
13.12.2025
Çocuk emeği sömürüsünün giderek derinleştiği, MESEM’de 85 çocuğun iş cinayetlerinde hayatını yitirdiği ülkemizde, sosyal çürümenin kokuşmaya dönüştüğünü gösteren son olay, TBMM’de yaşandı.
Birgün’den Mustafa Bildircin’in haberiyle gündeme gelen istismar vakası, Sözcü TV’de Aslı Kurtuluş Mutlu’nun ortaya koyduğu belgeyle; meclis lokantasında çalışan stajyer öğrencilerden birinin uğradığı tacizi babasına bildirmesiyle ifşa edildi. TBMM çatısı altında dahi olan cinsel istismar vakası, Türkiye’de çocuk haklarına yönelik istismar zincirinin sadece MESEM’le sınırlı kalmadığının delili. Babanın meclise yaptığı başvuruyla başlatılan iç soruşturmaya ilaveten, savcılığa suç duyurusunda bulunmasıyla boyutlanan istismar vakasında, istismara maruz kalan çocuk sayısının birden çok olması, olayın münferit olmadığının; istismara maruz kalan stajyer sayısının birden fazla olduğu şüphesini arttırdı.
4 Aralık’ta, TBMM kapısının önünde çeşitli partilerden bir grup kadın vekilin Ankara Kadın Platformu öncülüğünde yaptığı basın açıklamasında “ülkenin en güvenli olması gereken kurumunda, halkın iradesinin temsil edildiği Meclis’te dahi çocuklarımız korunamıyor. Bugün ne yazık ki mecliste yaşanan çocuk istismarı tesadüf değil. Yıllardır çocuk istismarına karşı önlem almayan iktidarın kadın düşmanı, çocuk düşmanı politikalarının bir ürünüdür. Bugün TBMM önünde sesleniyoruz, failleri tanıyoruz, sorumluları biliyoruz. Çocukları korumayan bu düzeni de istismarı meşrulaştıran bu zihniyeti de kabul etmiyoruz. Çocuklar için adalet istiyoruz” sözlerine yer verildi.
Hak savunucularının yaptığı basın açıklaması esnasında meclis önünde kolluk kuvvetleriyle yaşanan arbede ile kamuoyunun gündemine oturan cinsel taciz ve istismar vakasında, hakkında soruşturma açılan Halil İlker Güner’in tutuklanmasıyla istismar skandalı yeni bir boyut kazandı. Dilan Kutlu’nun Nefes’teki haberine göre TBMM’nin Genel Sekreterliği’nin 1 aşçıya “memurlukla bağdaşmayacak derecede yüz kızartıcı hareket”, gerekçesiyle devlet memurluğundan çıkarma, 2 aşçıya “cinsel tacizde bulunmaktan iş akdinin feshi” ve 1 aşçıbaşıya ise “devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak şekilde davranış nedeniyle disiplin cezası verilmesi” teklifleriyle cinsel istismar vakasının varlığını, TBMM fiilen kabul etti.
Soruşturma kapsamında Durmuş U, Ramazan Ç, Recep S ve İbrahim B’nin ifadelerine başvuruldu. Tamamı mecliste aşçılık yapan bu kişilerin, beraber çalıştıkları stajyer öğrencilerin istismar vakasında adlarının geçmesi, iddiaların gerçek olabileceği yönündeki şüpheyi derinleştiren bir başka faktör.
Türkiye’de çocuklara ve gençlere yönelik istismar vakalarının son örneği olmayan meclisteki istismar vakasının zeminini, tahmin edebileceğiniz gibi her türden yozlaşmanın ve çürümenin siyasi alandaki karşılığı olan AKP-MHP bloğu attı. Cinsel istismar yasası konuşulurken, “bir kereden bir şey olmaz” sözleriyle cinsel istismar gibi bir insanlık suçunu normalleştiren dönemin Aile Bakanı Fatma Aliye Kavaf’ın başını çektiği gerici zihniyetin, yasanın meclisten geçmesine karşı ret oyu verdikten sonra çektirdikleri yozlaşmanın fotoğrafı, hala hafızalarda. Ensar Vakfı’nda 45 çocuğun cinsel istismara maruz kalmasına karşı yapılan bu açıklama çoktan unutuldu bile. Bu satırların yazarı olarak benim de aralarında bulunduğum yaklaşık 3 milyon kişinin, suça iştirak eden Turkcell ve Ensar Vakfı’na yönelik sosyal medya kampanyasıyla 3 milyondan fazla Turkcell aboneliğinin iptaliyle, istismarcı vakıf Ensar’ın sponsoru olan Turkcell’e görülmemiş bir zarar verdirildi. Kampanya sonucu aleyhimize açılan tazminat istemli davaların tamamı, kurulan dayanışma ağları sayesinde beraatle sonuçlandı. Öte yandan bu kampanyaya ve yurttaşların bu yöndeki taleplerine rağmen, istismar olayında baş sorumlu olan siyasal yapıya yani AKP’ye dokunulmadı. O yapıya dokunulmaması, meselenin sadece Ensar Vakfı ile sınırlı kalacağı yanılsamasına yol açtı. Vatandaşların kahir ekseriyetinin olan biteni sessizlikle karşılamasının, bugün ödediğimiz daha ağır bir bedeli var. O bedelin daha fazla büyümesini istemiyorsak, çocuklara ve gençlere yönelen sömürü ve istismar zincirini kırmak zorundayız. Çünkü siz de biliyorsunuz: çocuklar uyurken sessiz olunur, öldürülürken ve istismara maruz kalırken değil !

















