CHP İstanbul İl Örgütü’nün 8 Ekim 2023 tarihli 38. Kongresi, 45. Asliye Hukuk Mahkemesi kararıyla iptal edildi. İl Başkanı, İl Yönetim Kurulu ve Üst Kurul Delegeliği’ne seçilmiş delegeler, “tedbiren” görevden alındı. İl Yönetim Kurulu’nun yerine, Gürsel Tekin başkanlığında kayyum atandı.
Bu kararı ilgili mahkemenin 3 yıllık hakimi verdi.
Parti’nin devam etmekte olan olağan genel kurul süreci kapsamında yapılmakta olan bazı ilçe kongre süreçleri yerel mahkeme kararlarıyla durduruldu. Bu kararı YSK kaldırdı.
Basından öğrendiğimize göre, CHP’nin bugünkü yönetiminin seçilip işbaşına geldiği 38. Genel Kurul hakkında yürüyen ve 15 Eylül’de duruşması yapılacak davaya bakan Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi, İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden dava dosyasını istetti.
Belli ki 15 Eylül’de veya izleyen duruşmalarda bu kararı, kendi verecekleri kararın dayanaklarından biri yapmak niyetindedirler.
Hukukçular seçim işleriyle ilgili karar verici tek yargı mekanizmasının ilçe, il ve yüksek seçim kurulları olduğunu ve YSK kararları hakkında bir yerel mahkemenin dava açamayacagini ısrarla söylüyorlar. Ancak iktidarın işine gelecek seçim usülsüzlüklerini ört bas etmek ve meşrulaştırıcı kararlar vermekle ün kazanmış YSK, bekleneceği gibi, 45. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararının yasaya aykırı olduğunu söyleyemedi.
YSK’nın açıklama yapmasını talep edenler de, YSK da biliyor ki, konunun yetkiyle, yasayla hukukla bir ilgisi yoktur.
AKP-MHP rejimi otoriterleşme sürecinin önünde engel gördüğü muhalefeti, yargı oyunlarıyla ve bu yapıların içindeki “proje şahıslar” veya devşirilmeye uygun, çünkü şaibesi çok isimler üzerinden iktidarının önünde engel olmaktan çıkarmaktadır. Bu uygulamanın CHP’den önceki örneği bizzat MHP’dir.
İki yıl önce yapılmış İstanbul İl Kongresi’nin iptali, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ve İBB yönetimine yönelik kumpas operasyonuyla başlayan ve çok sayıda belediyeyi içine alarak genişleyen 19 Mart darbe sürecinin yeni bir aşamaya tırmandırılmasıdır.
Rejim iktidarını korumak için her türlü meşruiyet, hukuk ve yasayla bağını koparmıştır ve “ya devlet başa, ya kuzgun leşe” yoluna girmiş bulunmaktadır.
Seçim kazanmasına imkan verecek bir projesi, bir hikayesi yoktur. Ülkeyi korkunç bir yoksullaşmaya maruz bırakmıştır. Devlete hâkim olduğuna ve bu sayede devlet gücünün, yaptığı hukuksuzlukların arkasında duracağına inanmaktadır.
Dolayısıyla CHP’nin ve toplumsal muhalefetin üzerine devlet gücüyle, ölçüsüz biçimde gidebileceğinden emindir. Ama 90 milyon nüfuslu bir ülkede, milyonlarca insanın tepkisini, öfkesini, aynı ekonomik sıkıntılara maruz kalmış güvenlik güçlerine, kanunsuz emirler vererek ezdirmeye çalışmanın sınırı vardır. Halkın kanını dökmeyi denemenin de bir bedeli vardır.
İktidarın girdiği yol giderek daha hukuksuz, daha sert, daha otoriter bir güzergahtır. Yoksullardan dar bir azınlığa doğru servet transferi ve ülke kaynaklarinin yağması hız kesmeden devam etmektedir.
Rejim, muhalefeti teslim olmaya ve halkı sindirmeye, devlet imkanlarını gaddarca kullanarak çalışsa da, muhalefet giderek zayıflayacağına güç kazanmakta, geçmişte iktidar kontrolünde olan bölgeler, şehirler dev muhalefet mitinglerine sahne olmakta, emekliler, üniversite gençliği, çiftçiler, sokaklara meydanlara çıkarken, işçi sınıfının en örgütlü kesimleri grev ve direnişlere hazırlanmaktadır.
Bu koşullarda girdiğimiz 2025 Eylül ayı CHP’nin önce İstanbul Kongresi’nin, sonra Büyük Kurultay’ının iptal edilmesine, partiye kayyum atanmasına, Özgür Özel’in dokunulmazlığının kaldırılıp tutuklanmasına doğru hızla bir son HESAPLAŞMA anına ilerlemektedir. İktidar geriye atılan her adımı, her tereddüt anını hızla yeni bir saldırı ile karşılamaktadır.
CHP, DEM Parti ve bütün muhalefet güçleri, son hesaplaşmaya zorlanacağının farkında olmalıdır. Toplumsal muhalefet güçlerinin Birlik ve Dayanışması güçlendirilmeli, rejimin muhalefeti bölme girişimleri boşa çıkarılmalıdır.
Öncelikle CHP’nin, Genel Merkez imkanlarına el konulabilir. Gelirler bloke edilebilir.
Hızla il ve ilçe örgütlerinin ve yerellerin inisiyatif geliştirebileceği şartlar yaratılmalı, zor şartların düzenlenişleri ve bütçeleri oluşturulmalı, miting ve eylemler dahil bütün siyasi çalışmalarda toplumun siyasi kararlılığını yükseltmek başa konmalıdır.
Muhalefetin bu son hesaplaşmadan kazanarak çıkması mümkündür ve muhtemeldir.
Bununla birlikte, Türkiye bir fanus içinde yaşamıyor.
Türkiye, batı ittifakının bir parçası ve NATO’nun üyesidir. İttifakla çok yönlü bağımlılık ilişkileri içindedir. Borçlarının çoğu Batı’yadır. Türkiye’deki yabancı yatırımların tamamına yakını AB ve ABD sermayesidir.
Bölgemiz sıcak çatışmaların, savaşların coğrafyasıdır. Bölgede devam eden çok sert hegemonya mücadeleleri içinde Türkiye, kritik rol paylaşımlarıyla muhataptır ve önemli risklerle karşı karşıyadır. İktidar bölgedeki kargaşa ortamının kendisine muhalefeti susturmak ve seçimsiz bir rejime geçmek için, başta Suriye ve Rojava olmak üzere, komşu topraklarda askeri maceralara girişme imkanı verdiği hesapsız hayaline kapılabilir.
Bu koşullarda hiçbir siyasetçinin, hiçbir iktidarın hırsı, değerini aşmamalı, topluma devlete ve sisteme yarattığı maliyetler, verdiği faydanın çok çok üstüne çıkmamalıdır. Çıkarsa ne olacağını siyasal İslamcı akılsızlık hesap edemeyebilir. Ama tarih çok sessiz, çok tepkisiz görünen toplumların ne tahtlar devirdiğinin örnekleriyle doludur. Ancak halkın tahtları devirmeye girişip işin sonunu getiremediğinde, maksadı hukuk, adalet ve özgürlükler olmayan güçlerin sahne alabildiğini de biz hatırda tutmalıyız.
Demokrasi İçin Birlik, rejimin otoriterleşme hamleleri karşısında, bütün demokrasi güçlerinin yan yana, omuz omuza, birleşik bir halk mücadelesi geliştirmesinin özgür ve demokratik bir geleceğin inşası için sağlam ve güvenli tek yol olduğunu söylemeye devam edecek.





