Belirsizliğin yaygın güncel gerçekliğimiz olduğu bir tarihsel dönemde yaşıyoruz. Bu yerinde duran sabit bir gerçeklik değil. Fiili olduğu kadar da dinamik. Belirsizliğin ve kesinliğin diyalektiğinde değişen, titreşen ve dalgalanan… Belirsizin, muğlak olanın, müphemin içinde bir yerde kesinlik arzusunun itkisiyle debeleniyoruz. Bu belirsizliğin kaygı, korku, sıkıntı, endişe ve daha bir sürü duygudan oluşan yükünün altından kalkmak için uyumlu ya da uyum bozucu dinmek bilmeyen bir çabaya giriyoruz. Tükenmişlikle sonlanabilen bir telaşla… Belirsizi belirli kılarak hemen rahatlama arzusu, netleşme çabası, kesinlik arayışı, belirsizliğe katlanamamanın aceleciliği bazı şeyleri atlamaya, görmezden gelmeye, gözden kaçırmaya yol açıyor. Bireyi mevcut olana bağımlı kılıyor. Yeniliğe dirençli kılıyor aynı zamanda. Muhafazakarlaştırıyor. Var olanı sürdürme arzusu, riske girmeyi göz almamak gelişmeyi ve ilerlemeyi de yavaşlatıyor.
Abraham Moles içinde yaşadığımız, karar vermemiz, tepki göstermemiz, pozisyon almamız gereken bir çok muğlak olayın ne kadar belirsiz olurlarsa olsunlar bilincimizde kavramsal nitelikte göründüklerini, onlara bir ad verdiğimizi, onların üstünde önce zihinsel sonra da tüm risk ve tehlikelerine rağmen pratik işlemler yaptığımızı söylüyor. Bu doğal olarak, yaşamanın gereği belirsiz şeylerle yüz yüze gelmek anlamına geliyor 1.
Belirsizliği belirli kılma çabası, diğer bir deyişle kesinliğe ulaşma çabası eğer öncelikle belirsiz olanı tüm bağlamıyla anlama çabasını içeriyorsa insana yeni şeyler oluşturması ve yaşananların arasındaki iç ilişkileri ve bunun nereye evrileceği konusunu kavramada, ve elbette yaşama geçirmede büyük bir potansiyel sağlıyor. Yeni şeyleri keşfetmeye olanak veriyor.. Yaratıcılığın da öncülü… Nancy Andreasen yaratıcı bireylerin belirsizlikle özel bir ilişkisi olduğunu söylüyor. Yaratıcı bireylerin belirsizliklere tahammül edebilen, cevaplanmamış sorular, bulanık sınırlarla dolu bir dünyada yaşamaktan zevk duyan, siyah-beyaz bir dünyanın mutlaklığına ihtiyaç duymayan, grinin tonları arasında mutlu olan bireyler olduğunu belirtiyor. Keşfetmeyi seven, maceraperest, sosyal geleneklerin sınırlarını zorlayan, dışarıdan dayatılan kuralları sevmeyen bireyler2. Geleneğe karşı duyarsızlıklarına karşın kendi ve başkalarının deneyimlerine duyarlı. Meraklı, sonuna kadar giden, olayların nedenlerini anlamayı, bir şeyleri bozup yeniden yapmayı, gelenekçi toplumun gizli ve yasak olarak algıladığı zihin ve ruh alanlarına kaymayı seven, sürekli terslenmeyle karşılaşsa da ısrarcı olan, sınırları zorlayan, her şeyi yepyeni bir bakış açısıyla algılama eğilimleri gösteren ve bu nedenle sürekli olarak reddedilmeyle karşı karşıya kalabilen bireyler. Tüm bunlar yaratıcılığın belirsizlikle kalabilme ve belirsizliği belirli kılma sürecinde hayatı değiştirme, yeni belirsizlikler üretme ve onlara da aynı heyecanla yönelme örüntüsünü, -yetisini mi diyelim?- barındırdığını gösteriyor.
Bunu yapan bir kavram ya da olgu zararlı ya da kötü olabilir mi? Oluyor ise sınırı nereden başlıyor?
Yılmaz Öner, Türkiye’de hak ettiği ilgi ve değeri görmemiş bir felsefeci. Gerçekliğin tam olarak anlaşılmasının ancak henüz gerçekleşmemiş olan, ama gerçekleşme potansiyeli taşıyan virtüel (sanal) gerçekliğin anlaşılmasıyla mümkün olabileceğini söylüyor. Virtüel gerçekliği “neredeyse” gerçeklik olarak çeviriyor. Fiili, diğer bir deyişle güncel olan gerçekliği genel gerçekliğin kendini dışa vuran kipi olarak tanımlıyor. Geleceğin değil şimdiki anın ifadesi… Virtüel (neredeyse) gerçekliği ise geleceğin bugüne vuran şavkı ya da şimdiye düşen izleri olarak tanımlıyor. Ayrı bir gerçeklik kategorisi… Genel gerçekliğin henüz fiili veya belirli olmayan ama olmaya hazır, ancak fiili olmak zorunda olmayan kipi olarak.. Bir tür geleceği önceleme ya da bir alternatifler deposu. Hangisinin olacağı belirsiz olan ama biri gerçekleştiğinde, fiili gerçekliğe dönüştüğünde yeni alternatif depoları, eş deyişle yeni belirsizlikler üreten diyalektik bir süreç olarak dillendiriyor… Gerçekliğin ancak içinde bulunduğu, kaynaklandığı ve ürettiği belirsizlikle anlaşılabildiğini vurguluyor. İnsan ancak ve ancak yalnızca güncel olan değil aynı zamanda bunu genel gerçekliğe tamamlayan virtüel (neredeyse) bir gerçekliğe sahip olduğu için tahammül edebiliyor Öner’e göre… Hayata, geleceğe.. Belirsizliğe tahammül yine belirsizlik aracılığıyla oluyor. “Kesinlik belirsizliğe ihtiyaç duyar” sözü tam bu noktada anlam kazanıyor 3.
Moles, bilimin insanın beyniyle donatılmış olarak ortaya çıkmadığı, bilimin tamamlanmış olmaktan öte bir süreç, doğru düşünmeye sürekli yeniden başlama yönünde zahmetli bir çaba olduğunu vurguluyor. Burada altı çizilen “süreç düşüncesi” bilimsel düşüncenin belirsizliğe ne denli ihtiyaç duyduğu, araştırma sorusuna ve bir hipoteze dönüşerek belirsizliği belirli kılma çabasıyla yeni ve devrimci olanla buluşabildiği, o nedenle bilimin bir durum, bir rasyonel değil yaklaşım olduğudur. Burada yeniden yinelemek gerekiyor: ”Kesinlik belirsizliğe ihtiyaç duyar”
Moles kesin bilimlerin yanı sıra kesin olmayanın, belirsizin, muğlak olanın zayıf bağlantıların bilimleri vardır diyor. Ve ekliyor: Bunlar bizi günlük yaşamımızda yüz yüze gelmek, karşılaşmak zorunda olduğumuz şekliye gerçeğin bilgisine doğa bilimlerinden daha çok yaklaştırmaktadır1. Bu önemli bir iddia. Belirsizliğin yaratıcı gücünü bir kez daha vurgulayan. Moles, bunun bilgi kuramını, ölçme ve yöntem bilimini oluşturmanın bilimsel bir görev olarak önünde durduğunu da ekliyor. Bazı olguların özü itibariyle belirsiz olduğunu, onları ifade etmek için kullanılan kavramların da belirsizlik taşıdığını, bu olguları bildiklerimizden hareketle incelememiz gerektiğini, bu kavramları aşırı bir kesinliğe doğru zorlayarak olgunun anlamını yok etmektense, bu kavramların arasındaki ilişkileri titiz özenli ve aklın kurallarına uygun bir tarzda incelemek ve geliştirmek gerektiğini belirtiyor. Bu belirsizliğe tahammülsüzlüğü göz ardı etmese de aşırı bir kesinlik yönelimine de mesafeli yaklaştığını düşündürüyor. Michaux’un sözünü ödünç alarak belirsizlik ile özenli, titiz ve aklın kurallarına göre yüz yüze kalabilmenin önemli olduğunu vurguluyor.
Risk, belirli olanın gölgesi, belirsizliğin özgün bir tezahürüdür. Bir “neredeyse” hali. Gerçeğin gölgesi. “Hayatını riske atmak” dildeki en güzel ifadelerden biridir diyor Anne Dufourmantelle4. Riski bizzat hayatın içinde ikamet eden gizli bir tertibat, arzu dediğimiz cephe hattına varoluşu taşıyan bir müzik, rakibini tanıyamayacağımız bir kavga, hiç bilemeyeceğiz bir arzu, yüzünü göremeyeceğimiz bir aşk olarak anlatıyor. Riskin tayin edici bir an olduğunu söylüyor. Geleceği belirlemekle kalmadığını, var olduğu bilinmeyen özgürlük rezervinin açığa çıktığı beklenti ufkumuzun berisindeki geçmişi de belirleyen bir olgu olduğunu vurguluyor. Sesi onu çıkarana geri döndüren bir etki yarattığını…
Renate Salecl belirsizliği bir seçim ve seçme ikilemi üzerinden tartışıyor. Aralarında seçim yapabilecek seçeneklerin sayısı ne denli fazlaysa seçmek o denli bunaltıcı, yanlış seçimi yapmanın sorumluluğu o denli kaygılandırıcı oluyor5. Bu noktada kararsızlığa saplanıp kalmak bir yanıyla belirsizliğin içine gömülüp eylemsiz kalma, edilgen bir özneye dönüşme durumu yaratıyor. Bu kaygıyı korkuya dönüştüren belirsiz olanı o anda fiili bir tehlike olarak algılamaya, olumsuz otomatik bir düşünce içinde geviş getirmeye yol açan bir durum, bir ruh hali yaratıyor. Salecl bu ruh halinin, seçimin doğurabileceği bu olası pişmanlık ve hayal kırıklığına karşı bir koruma sağladığını da düşünüyor. Başarısız olma korkusu ve olası pişmanlık bir karar vermeme ile sonuçlanıyor. Belirsizliğe tahammülsüzlüğün özgün bir diğer görünümü…
Günümüzde bu ketleyici, yıkıcı ve bireyi hatta toplumu toplumları edilgenleştiren, kendi zincirlerini kırma ve özgürleşmelerini zorlaştıran, kimi zaman olanaksız kılan kaygının altında gezinen biraz önce tanımlamaya çalıştığım bu belirsizlik. Belirsizliğin kaygısı, belirsizi belirli kılma arzusu bireyin gündelik yaşamın etkiliyor. Bir çok bedensel ve ruhsal tepkinin ortaya çıkmasına yol açıyor. Bireyin işlevlerini, eylemini, ilişkilerini etkiliyor. Yaşamını şekillendiren yetilerini kötürümleştiriyor. Bu anlamda kişiyi kontrol edilebilir, sömürülebilir hale getiriyor. Egemenler belirsizliği araçsallaştırarak, politik bir araca dönüştürerek insanları, kitleleri, grupları, kurumları manipule edebiliyor ve arzuladıkları eylem(sizlik) ve tutum(suzluk)lara yönlendirebiliyorlar.
Belirsizliğin bireyin düşünce sisteminde karşılığı “ya olursa” çarpıtmasıyla olmamış ve belki de hiç gerçekleşmeyecek bir geleceği gerçekleşmiş bir felaket imgesi içinde yaşamak. Bu felaket döngüsü içinde takılıp kalmak. Kuşku dolu düşüncelerin girdabında kendi içine savrulmak. Akla uygun görünen, reddedilmesi mantıksal olarak güç olan komplo teorileri üretmek, ve bu teorilerin döngüsünde dünyayı belirli kılmanın ve kimsenin görmediği, göremediği ve hatta inkar ettiği gerçeğin bilgisine vakıf olmanın hazzıyla dünyayı ilerletmeyecek etkisiz ve kimi zaman da yıkıcı bir eylemliliğin aktörü olmak..
Belirsizlik çeşitlenmiştir. Bireyin iç dünyasından onu çevreleyen, sarmalayan tüm nesnelere.. somut ve soyut tüm değerlere genişlemiştir.
Ekonomik belirsizlik, siyasal belirsizlik…
Geçmişte olanın gerçekte olup olmadığının belirsizliği. Geçmişe özlem ve eskinin kutsallaştırıldığı, gerçek dışının gerçeğin yerine ikame edilemeye zorlandığı…
Geleceğin belirsizliği. Ütopyalar ile distopyaların canlı imgelerinde çarpışan. Şimdinin, burada, şu anda kim ya da ne olduğunun, nerede olduğunun, neden burada olduğunun belirsizliği.. Varoluşsal bir kriz, kaşınan dillerini başka ruhlara sürten özneler yaratan… Bir ayrışma, çözülme hali.. Disosiyasyon.. Belirsiz bir bilinç hali..
Bedendeki belirsizlik… Sağlıklı olma, yaşlanma, güzellik ve estetik kaygılar, varlık ve yokluk arasında sürekli tende de gezinmek, benliğin sınırında diğer bir deyişle…
Savaşlar, yıkımlar, şiddet ve ihanetin belirsizliği.. Ne zaman, nereden kimden ve nasıl geleceğini bilemediğimiz, öngöremediğimiz…
İklimin belirsizliği… Havanın, rüzgarın, yağmurun, selin, güneşin, ozon tabakasının, suyun, toprağın.. doğayı harap edenlerin, havayı, suyu kirletenlerin neyi ne zaman yapacaklarını bilememenin belirsizliği… Doğanın belirsizliği; sarsılıp kırdığı katmanlarıyla dünyamızı yerle bir eden..
Okulda iş yerinde, fabrikada, tarlada. Çapalarken toprağı, çevirirken makinenin kolunu, ömür tüketen düğmelere basarken kendine yabancılaşmanın belirsizliği…
Daha bir sürü..
Belirsizliğin eleştirel bilincine varmak, onu aşmak belirsizliğin içinde kalabilmekle, onu anlayabilmekle mümkün. Belirsizliğin eleştirel bilinci kendi gerçekliğinin bilincine varmakla eşdeğer. Kesinlik belirsizliğe ihtiyaç duyar. Belirsizlik alternatifler deposudur, yaratıcılığı besleyen. Bilinçli eyleminin hazırlayıcısı.. Yalnızca bizim değil herkesin, yaşamın, insanlığın, dünyada ve kendinde varoluşunu şekillendiren…
Bize düşen gözlemek, düşünmek, öğrenmek, tartışmak, eyleme dönüştürmek, dayanışmak, mücadele etmek, değiştirmek…
Bir şiirimden birkaç dize ile bitireyim
ışık ne zaman küstü, ne zaman söndü gözlerim bilemedim
oysa karanlık köhne bir yalnızlıktı
bir düş öncesinde gördüm yenilmedim
şimdi çocuk gülüşleri bekliyorum
sessizliği delen sevinç kahkahaları 6
Kaynakça
-
Abraham Moles. Belirsizin Bilimleri: İnsan Bilimleri İçin Yeni Bir Epistemoloji. 5. Baskı. Çev: Nuri Bilgin, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2018.
-
Nancy C. Andreasen. Yaratıcı Beyin: Dehanın Nörobilimi. 4. Baskı Çev: Kıvanç Güney, Arkadaş Yayınevi, Ankara, 2011.
-
Yılmaz Öner. Bilimlerde ve sanatta Diyalektik. Belge Yayınları, İstanbul, 1990.
-
Anne Dufourmantelle. Riske Övgü. Çev: Murat Erşen, Kolektif Kitap, İstanbul, 2021.
-
Renate Salecl. Seçme İkilemi. 2. Basım Çev: Barış Engin Aksoy, Metis Yayınları, İstanbul2016.
-
Burhanettin Kaya. Gün Dönerken Hüzün&45’likler adlı yayınlanmamış şiir dosyasından.
*Bursa Tabip Odasının “Hekimce Bakış” Dergisinin Nisan 2026 tarihli 109. sayısında yayınlanmıştır.








