Türkiye’de yaklaşık 30 bin çocuk Tip 1 diyabetle yaşıyor. Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Uzmanı Prof. Dr. Şükrü Hatun, Dünya Diyabet Günü için kaleme aldığı yazıda tedavi yükünün büyük kısmının annelerin omuzlarında olduğunu vurguladı.
Tip 1 diyabet çocuklardaki diyabet vakalarının yüzde 95’inden fazlasını oluşturuyor ve çocuklar ömür boyu insülini dışarıdan almak zorunda. Kan şekeri yönetimi, modern teknolojiye rağmen “sürekli dikkat gerektiren, hata payı çok düşük” bir süreç.
Prof Dr. Hatun bu durumu şöyle aktarıyor: “Bir çocuk diyabet olduğunda, bütün aile bundan etkilenir. Tip 1 diyabet aniden ortaya çıktığı için önce büyük bir üzüntü, şaşkınlık ve inkâr yaşanır. Daha sonra ise aileler gerekenleri yapmaya odaklanırlar ama üzüntüleri uzun süre geçmez. İlk haftalarda okulda, evde ne yapacaklarını, çocuklarını nasıl besleyeceğini bilemezler, en becerikliler bile Tip 1 diyabetli Deniz Sonsino’nun sözleri ile “sudan çıkmış balığa dönerler.” Korku ve endişeler, etiketlenme (şeker hastası!), iğne yapma, parmak delerek glukoz bakma üzüntüsü, maliyet ile ilgili kaygılar, güncel tedavilere ve ekiplere ulaşma gayreti onları yorar. Diyabet tedavisinin/bakımının bir yükü vardır ve bu yükün çoğunu anneler çeker. İşlerini bırakan, geceleri glukoz düşüklüğü korkusundan uyuyamayan, gündüzleri okul kapılarında bekleyen onlardır.”
“Diyabetli Çocukların Durumu 2025” raporu; sensörlerin geri ödemeye alınmasının olumlu bir adım olduğunu ancak insülin pompalarına erişimin ekonomik nedenlerle hâlâ çok sınırlı kaldığını gösteriyor. Diyetisyen eksikliği ve okul ortamında bilgi yetersizliği öne çıkan sorunlar.
Şükrü Hatun yazısında ayrıca, toplumdaki bilgi eksikliği, babaların bakım yüküne yeterince katılmaması, 19 yaş sonrası sensör desteğinin kesilmesi ve pompa erişimindeki eşitsizliklerin çözülmesi gerektiğini belirtiyor. Son değerlendirmesi ise açık: İyi planlama ve makul kaynakla Türkiye’deki 30 bin Tip 1 diyabetli çocuğun yaşam koşulları iyileştirilebilir.
Kaynak: t24

















