İran’da halk isyanları bitmiyor. Mollalar rejimi, derinleşen ekonomik kriz, meşruiyet kaybı ve toplumsal çözülme karşısında ülkeyi yönetmekte her geçen gün daha fazla zorlanıyor. Rejim içindeki klikler, güvenlik aygıtı, ruhani sınıf ve ekonomik oligarşi arasındaki çelişkiler artık örtülemez hale gelmiş durumda. Bu tablo, yüzeyden bakıldığında bir “çöküş eşiği” izlenimi yaratsa da ihtiyatlı yaklaşmak gerekiyor. Çünkü kriz derinleşiyor olsa da, devlet aygıtı henüz çözülmüş değil.
Bu nedenle İran’daki kriz, klasik anlamda bir devlet çöküşünden çok; yüksek kapasiteli, merkeziyetçi bir devletin uzun süreli çözülme eşiğinde yarattığı gerilimler biçiminde seyretmektedir. Devletin baskı aygıtı hâlâ işlevseldir, sınırlar denetim altındadır ve merkezî iktidar henüz kendisini ikame edebilecek alternatif bir siyasal güç odağıyla yüz yüze gelmiş değildir.
Dış müdahaleler farklı düzeylerde sürse de, bu aşamada belirleyici olan esas dinamik İran’daki halk hareketidir. Ancak burada kritik bir sorun ortaya çıkmaktadır: Halk hareketi vardır, fakat bu hareketi siyasal bir hatta bağlayacak, süreklilik kazandıracak ve iktidar alternatifi üretecek merkezi bir örgütsel yapı mevcut değildir.
Örgütsüz İsyanın Riskleri
İran’da halk hareketi yaygın ve kitleseldir; ancak büyük ölçüde örgütsüz ve siyasal programdan yoksundur. Sokaklar doludur, itiraz güçlüdür; fakat bu itirazı farklı toplumsal kesimleri ortak bir hatta bağlayacak, süreklilik kazandıracak ve siyasal bir merkez etrafında toplayacak bir örgütsel yapı henüz oluşmuş değildir.
Tarihsel olarak örgütsüz halk hareketleri iki temel yoldan birine sürüklenir: Ya sert biçimde bastırılır ya da sistem içi restorasyon projelerine yedeklenir. İran’da bugün bu iki ihtimal eşzamanlı olarak ilerlemektedir. Rejim baskıyı artırırken, aynı anda muhalefet alanı liberal restorasyon arayışlarıyla kuşatılmaktadır.
Bu tabloda sahici ve tutarlı bir muhalefet, yalnızca mevcut rejime karşı değil; aynı zamanda kapitalist moderniteye karşı konumlanan sol-sosyalist bir hat üzerinden gelişebilir. Ne var ki İran solunun tarihsel bir geçmişi olmasına rağmen, bu geçmiş derin travmalarla kesintiye uğramıştır. Bugünkü siyasal krizin önemli nedenlerinden biri de bu tarihsel kırılmadır.
1979 sonrası karşı-devrimci molla iktidarı altında sosyalist solun fiziksel tasfiyesi, yalnızca örgütleri değil; kuşaklar arası siyasal aktarımı da ortadan kaldırmıştır. Bu nedenle İran solu uzun süredir emekçi sınıflarla kalıcı bağlar kuramamakta, emekçi halk hareketi içinde sürekli mevziler üretememekte ve toplumsal öfkeyi siyasal bir programa dönüştürmekte zorlanmaktadır.
Bu tarihsel boşluk, muhalefetin parçalı bir karakter kazanmasına yol açmıştır. Kadın hareketi, gençlik isyanları ve etnik-ulusal talepler güçlüdür; ancak bunları ortak bir siyasal merkeze bağlayacak bir organizasyon henüz şekillenmiş değildir. Bu parçalanmışlık, öteden beri gerici molla rejimi için önemli bir avantaj işlevi görmektedir.
Ortaya çıkan örgütsel ve siyasal boşluk, bugün ABD ve İsrail, Şah rejimi ile veya liberal restorasyon projeleriyle doldurulmaya çalışılmaktadır. Şah kalıntısı muhalif çizgiler, halk isyanlarını temsil etmekten çok; rejim krizini neoliberal düzen ve bölgesel güç dengeleriyle uyumlu yeni bir elit uzlaşması üzerinden yeniden düzenlemeyi hedeflemektedir. Dolayısıyla İran’daki temel sorun, isyanın yokluğu değil; isyanın siyasal ve örgütsel bir forma kavuşamamasıdır.
Rojhilat’ın Ayrışan Konumu
Bu genel tablo içinde İran coğrafyasının tamamının aynı biçimde davrandığını söylemek mümkün değildir. Ülke geneline yayılan örgütsüzlük hali içinde, görece ayrışan ve daha örgütlü görünen alanlar da vardır. Bunların başında İran’ın batısında yer alan Rojhilat gelmektedir.
Rojhilat’ı İran genelinden ayıran temel özellik, yalnızca ulusal baskının yoğunluğu değildir. Örgütsel süreklilik, siyasal hafıza ve kadro birikiminin görece korunmuş olması bu farkın asıl kaynağıdır. Coğrafi konumu, sınır bölgelerinde yer alması ve Kürdistan’ın Bakur ve Başûr parçalarıyla kurulan tarihsel ilişkiler de bu durumu beslemektedir.
Ancak bu görece örgütlülük, bugüne kadar İran genelini sürükleyebilecek bir siyasal merkez üretmeye yetmemiştir. Bunun temel nedeni, İran ölçeğinde siyasal krizi merkezileştirecek ideolojik ve örgütsel bir çekirdeğin henüz ortaya çıkmamış olmasıdır. Rojhilat önemli bir potansiyel taşımakla birlikte, hâlâ genel isyan dalgasının öncüsü değil; genel duruma paralel ilerleyen bir konumda durmaktadır.
Rojhilat sahasında uzun süre etkili olan KDP-İran ve Komala gibi yapılar, tarihsel meşruiyetlerine rağmen bugün büyük ölçüde Başûr hattına yaslanan, İran içindeki siyasal ve askerî hareket alanı daraltılmış aktörler haline gelmiştir. Bu durum onları rejim açısından sürekli ve dinamik bir tehdit olmaktan çok, denetlenebilir bir denge unsuruna dönüştürmektedir.
Tam da bu zeminde Kürt toplumunda yaygınlaşan bir beklenti dikkat çekmektedir:
Irak’a müdahale edildi, Başûr ortaya çıktı; Suriye’ye müdahale edildi, Rojava oluştu; İran’a müdahale edilirse Rojhilat da ortaya çıkar.
Bu yaklaşım, yüzeyde tarihsel örneklere dayanıyor gibi görünse de, siyasal olarak mekanik ve indirgemecidir. Tarih ve toplumsal süreçler düz bir hat üzerinde ilerlemez; aynı deneyimler her yerde ve her dönemde birebir tekrarlanmaz. Ayrıca bu beklenti, iç dinamikleri tali hale getirerek her şeyi dış müdahalelere bağlamaktadır.
Oysa Irak ve Suriye deneyimleri bütünüyle dış müdahalenin ürünü değildir. Bu deneyimlerin belirleyici unsuru, müdahale anında sahada mevcut olan örgütsel kapasitedir. Rojava, devletin çekildiği boşlukta, önceden inşa edilmiş kadro, örgüt ve siyasal hazırlığın hızla alan tutabilmesinin sonucudur.
Bu nedenle “İran’a müdahale edilirse Rojhilat ortaya çıkar” beklentisi, Kürt siyaseti açısından hem öz-örgütlenmeyi ihmal eden hem de İran halklarıyla kurulması gereken siyasal bağı tahrip eden çift yönlü bir risk barındırmaktadır.
Geçiş Anlarının Siyaseti
İran’daki halk isyanlarında gözlerin Rojhilat’a çevrilmesinin önemli nedenlerinden biri, PJAK’ın tarihsel olarak Bakur eksenli özgürlük hareketine dayanmasıdır. Tıpkı Rojava deneyiminde olduğu gibi, bu gelenek ideolojik ve moral gücünü Bakur’dan almaktadır. Olası bir devrimci durumda ya da geçiş anında, bu hattın yüzünü daha fazla Rojhilat’a çevirmesi güçlü bir ihtimaldir.
Ancak reel olarak “devlet-dışı” bir paradigmayı benimsemesi, bu çizginin devlet formunu ilkesel ve mutlak biçimde reddettiği anlamına gelmez. Bakur geleneğinin devamı olan Rojhilat özgürlük hareketi, “devlet-dışı”, “ademi merkeziyetçi” ve “komünal” söylemi, geçiş anlarına uygun stratejik bir siyasal dil olarak kullanmaktadır. Bu dil, mevcut devletle uzlaşmayı reddeder; ancak güç dengelerinin elverdiği koşullarda fiilî idari, askerî ve siyasal kapasite üretme esnekliğini de barındırır.
Bu nedenle söylem ile pratik bilinçli biçimde ayrıştırılır: Toplum için yatay ve katılımcı, mücadele için ise dikey ve hiyerarşik bir örgütlenme modeli benimsenir. Rojava deneyimi, bu yaklaşımın yalnızca teorik değil; pratik olarak da sınanmış bir örneğidir. Ortaya çıkan yapı klasik bir ulus-devlet değildir; ancak açık biçimde yarı-devlet ya da proto-devlet kapasitesi taşımaktadır. Bu kapasite nihai bir hedef değil; geçiş anlarında hayatta kalma, alan tutma ve siyasal inisiyatifi kaybetmeme ihtiyacının ürünüdür.
Buna rağmen İran bağlamında bu çizgi henüz olgunlaşmış değildir. Ancak gelişme potansiyeline sahiptir. Kürt kimliğiyle birlikte devlet-dışı söylem, kadın özgürlük ısrarı, sekülerlik ve doğrudan yerel yönetim anlayışı, İran siyasal alanında karşılık bulabilecek unsurlar barındırmaktadır.
Sonuç
İran’da bugün karşı karşıya olunan tablo, bir devlet çöküşü değil; örgütsüz isyan ile yüksek kapasiteli bir devletin karşı karşıya geldiği uzun soluklu bir çözülme sürecidir. Bu koşullarda Rojhilat, İran genelinden ayrışan bir potansiyel sunmakta; PJAK çizgisi ise geçiş anlarının siyasetine dair önemli bir deneyim üretmektedir.
Ancak bu tablo, kalıcı bir “Rojava momenti”nden ziyade, çözülme anlarında açılan geçici ve dalgalı imkânlara işaret etmektedir. İran’da gerçek ve kalıcı bir dönüşüm, dış müdahalelerle değil; İran halklarını kapsayan, örgütlü, siyasal ve merkezi bir alternatifin inşasıyla mümkün olacaktır.

















