“Biz yangında koşuyu kaybeden atlarız
Biz kirli ve temiz çamaşırları
Aynı zaman aynı minval üzere katlarız
Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız”
Ses tonu bu sabah çok iyiydi telefonda. Onunla yıllardır yaptığımız uzun telefon sohbetleri benim melekemi güçlendirdi bu yönde. Seslerinden bilir oldum insanların hâllerini. Füruğ, ses kalıcıdır, derken çok haklıydı ve sesinden öpüyorum, diyen Cemal Süreya’nın dizesi de nefis.
İnsanın sesi hüznünün de neşesinin de ele vericisidir. Bir de sesin samimiyeti deşifre edici bir yanı var ki bu, dilini yalan kaydırağına döndürenler karşısında insanın önemli bir silâhı oluverir. Nasıl ki gözler yalan söylemezse, sesi de yalan söylemez insanın.
***
Bu sabah samimi ve neşeli bir sesle başladı yıllanmış arkadaşım telefonda anlatmaya. Konuşmanın bir yerinde, sana bir şey itiraf edeceğim, deyince ben hemen bir toparlandım oturduğum yerde…
Fakülteden beri, belki anlamışsındır, benim hiç bürokrat, müfettiş olayım, çok param, malım, mülküm olsun diye ne bir hedefim, ne de bir özlemim oldu. Kitaplardan, fikirlerden, yazarlardan, şairlerden, filozoflardan, halk kahramanlarından bir dünya yarattım kendime. Onlarla nefes alıp, onlarla hayatta yer aldım. Derya içre olup deryayı bilen balıktım.
Maddiyat ve gösteriş yönünde hiçbir özlemim, hedefim olmadı ama gölgesine sığındığım filozofların, şairlerin, ressamların, edebiyatçıların hep yolunda, yörüngesinde olmak istedim. Bu hedefim, biliyorsun o darbeden sonra uzun bir süre kesintiye uğradı. Yılmadım, kendime ve hedefime tekrar döndüm. Kalan ömrümü de yine bu hedefim yönünde tamamlayacağım.
***
Bu sözlerden sonra kendimi sesimle ele vereceğimi düşünerek, silkinip yanıt verdim arkadaşıma:
Sen, o hedefine kuralların dışında ulaştın, benim gördüğüm bu. Sen, jokeyi sırtından attın ama koşuyu birinci tamamladın. Varsın kurallara göre; atın birinciliğinin geçerli sayılabilmesi için mutlaka jokeyini üzerinde taşıyarak yarışı bitirmesi gereksin. Yılkı atlarına katılmaktansa sen jokeysiz koş yarışları, değil mi ki
“Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız.“
Sezai Karakoç

















