Ümit ÖZDEMİR / 05.12.2025
“Meslek lisesi memleket meselesi” sloganı sermaye sınıfının yetişmiş insan gücüne duyduğu nitelikli emek gücünün sloganıydı. Sermaye sınıfı Milli Eğitim Bakanlığı ve saray rejiminin kendilerine sunduğu, teşvik, kredi, vergi indirimi ve asgari sefalet ücreti gibi avantajlarla yetinmedi.
MESEM ile işçi sınıfının tamamından kesilen işsizlik sigortası fonu, işsiz kalan emekçiler için değil, MESEM’de asgari ücretin 3′ te birine çalıştırılacak çocuk emekçilere ayrıldı. Emekçilerin kontrolünde olmayan her bütçe, fon vb. birikimde olduğu gibi işsizlik sigorta fonu da MESEM’le patronlara peşkeş çekildi.
MESEM’in artan oranda tepki ve protestolara konu olmasının görünür nedeni, MESEM adı altında çalıştırılan çocuk ve genç emekçilerin, iş cinayetlerinde hayatlarını kaybetmeleridir. Bugüne kadar tam 85 genç emekçinin alınmayan iş güvenliği tedbirleri nedeniyle ölümüne neden olan MESEM sömürüsünün gerçekleşmesinde, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in ve partisi AKP’nin sömürüye çanak tutan eğitim politikalarının büyük payı var. MESEM’de öğrencilerin okuluna devam etmesi değil, okuldan kopması ağır çalışma koşullarında sömürülmesi teşvik ediliyor. Türkiye İşçi Partisi Gençlik Kolları’ndan gençlerin büyük bir öfkeyle MESEM toplantısını basmalarının ardından 16’sının tutuklanarak cezaevine gönderilmeleri, dayatılan dizginsiz sömürünün sonuçlarından biridir.
Sömürü gerçeğini çocukluklarını yaşayamadan yaşayan bir kuşak için, asgari ücretin 3’te birine açlık seviyesinin çok altında çalıştırılmaları, emek-sermaye çelişkisinin üzeri örtülemez bir olgusu olarak karşımızda duruyor.
MESEM’e karşı çıkmak, okulda ve eğitimde olması gereken işçi sınıfının bu en genç kolunun salt kendine ait bir sorunu değildir. MESEM ile derinleşen sömürü, yedek işsizler ordusunun baskısı altında biçimlenen yeni ve daha güvencesiz bir çalıştırma rejimidir. Güvencesiz olması, işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin patronlar tarafından birer “maliyet kalemi” olarak görülmesinden kaynaklanır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin alınamasına sunulan sessiz onay,aynı anlama gelmek üzere MESEM uygulamasının devlet ve sermaye sınıfı tarafından artan oranda bu tedbirleri tasfiye edilerek, çıplak bir sömürüyle daha fazla emek sömürüsünü hakim kılma politikasının bir sonucudur.
MESEM’e karşı çıkmak, okul çağındaki öğrencilerin eğitim hakkını da savunmaktır. Neoliberal dönemde kâr maksimizasyonu adına kötü çalışma koşullarının giderek yaygınlaştığı ülkemizde, gençlik yığınlarının herhangi bir deneyime sahip olmadan çalıştırılmaları, en temel insan haklarının da ihlalidir. Her kapitalist gibi Türk kapitalistleri de yedek işsizler kolunun önce kadınlarını ve sonra çocuklarını sömürü çarkı dişlileri arasına atarak ömrünü uzatmaya çalışıyor. Bu ömrün süresine karar verecek olan toplumun genel çoğunluğunu oluşturan, emekçi kesimlerin topyekün mücadelesidir. Emek sömürüsünün derinleşmesinin en somut örneği olan MESEM, meslek edindirme adı altında daha da güvencesiz bir çalışma rejiminin inşası anlamına geliyor.

















