Mamak Cezaevi’nde kalan kadınların kaleme aldığı “Kaktüsler Susuz da Yaşar”, darbenin 35. yılında yayımlanmıştı. Aradan geçen 10 yılın ardından kitap, 12 Eylül’ün 45. yılında hâlâ direnç ve dayanışma hafızasını canlı tutuyor.
Türkiye, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin 45. yılında hâlâ o karanlık günlerin izlerini taşıyor. Cezaevlerinde sistematik işkencelerin, toplumsal muhalefetin susturulmasının ve binlerce insanın hayatının altüst olmasının tanıklıkları, bunları yazmak için bir araya gelen kadınların metinleriyle daha görünür halde. Bu tanıklıkların en çarpıcılarından biri, 2015’te, yani darbenin 35. yılında yayımlanan “Kaktüsler Susuz da Yaşar” kitabında toplanmıştı.
Dipnot Yayınları’ndan çıkan eser, Mamak Askeri Cezaevi’nde kalan 55 kadının kaleminden anıları bir araya getiriyor. Ortaya çıkan tablo, yalnızca baskı ve zulmü değil, aynı zamanda kadınların nasıl omuz omuza direndiğini, dayanışmayla ayakta kaldığını ve acının içinden bile kahkahalar çıkarabildiğini gösteriyor.
Direnişin Cümleleri
Kitapta, işkenceler, tecritler ve cinsiyetçi baskılar anlatıldığı kadar, dayanışmanın insanı nasıl yeniden ayağa kaldırdığı da kayda geçiyor. Cezaevine yalnızca “cunta” dediği için atılan 14 yaşındaki Funda’nın hakim karşısında söylediği şu sözü kendisine yaşatılanları mizahın direnişçi ruhuyla karşılıyor:
“Kullandığım cunta kelimesinin her harfi için bir ay yattım.”
Başka bir anıda ise işkencelerden ellerini kullanamayan bir kadının saçlarını koğuş arkadaşlarının taraması, kadın dayanışmasının en somut örneği olarak öne çıkıyor.
Mamak Cezaevi’nin “baş işkencecilerinden” olarak adlandırılan Raci Tetik’in şu itirafı, direnişin büyüklüğünü özetliyor:
“Kadınları ölü balık gözüne çevirmeyi başaramadık.”
Kadınların Evrensel Mücadelesi
“Kaktüsler Susuz da Yaşar”, yalnızca Türkiye’nin değil, dünya kadınlarının ortak hafıza zincirine eklenen bir eser. Arjantin’de kayıplarını arayan Plaza de Mayo Anneleri, Şili’de Pinochet rejimine karşı kadınların kaleme aldığı tanıklıklar, İran’da, Sudan’da ve Afganistan’da baskılara rağmen günlük tutan kadınlar… Hepsi, kadınların en zor koşullarda bile umudu yeniden üretebildiğinin belgeleri.
Bugün Neden Hâlâ Önemli?
Aradan geçen 10 yılın ardından, “Kaktüsler Susuz da Yaşar” hâlâ yalnızca bir anı kitabı değil; bir direniş ve hafıza kitabı olarak gösterilebilir. Kadınların cezaevinde yazdığı bu hikâyeler, bugün de toplumsal hafızada diri tutulması gereken bir ışık yakıyor.


















