Haber: Veysel Tekin/ İsviçre
İklim değişikliğiyle mücadelede artan askeri harcamalar büyük bir çelişki yaratıyor. “Yeşil” partiler dahi orduların bütçesini büyütürken, çevre örgütleri askeri faaliyetlerin karbon ayak izine dikkat çekiyor.
İklim değişikliğine karşı mücadele, giderek askerileşme politikalarının gölgesinde kalıyor. Uzmanlar, orduların ve savaş hazırlıklarının küresel ısınmayı hızlandıran en büyük etkenlerden biri olduğuna dikkat çekiyor. Ancak buna rağmen, “yeşil” olarak tanımlanan siyasi partilerin bile askeri harcamaların artırılmasını desteklediği belirtiliyor.
Donald Trump ve Mark Rutte’nin önerileri doğrultusunda GSYİH’nin %3,5’ine denk gelen yıllık 35 milyar avroluk askeri bütçe ve buna ek olarak %1,5’lik artış planı, Avrupa genelinde “yeşil dönüşüm” ile “askeri genişleme” arasındaki çelişkiyi derinleştirdi.
İklim Üzerindeki Görünmez Etki
26 Ekim’de yapılmış olan İklim Yürüyüşü öncesi barış grupları, gündemin “askerileştirme” konusunu es geçmesini eleştirdi.
Organizatör iklim koalisyonu şu açıklamayı yaptı:
“Bakanlıklar, insanları değil, büyük çevre kirleticileri korumayı tercih ediyor. Bu gidişatı değiştirmek bize düşüyor.”
Çevre örgütleri, savaşların, silahlanmanın ve askeri tatbikatların iklim üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekiyor. Özellikle hava ve deniz kuvvetlerinin karbon salımı, birçok ülkenin sanayi sektöründen bile daha yüksek.
Barış Bloğundan Çağrı
İklim yürüyüşünde yer alan barış grupları, “iklim hareketinin militarizmin iklim hasarını gündeme getirmesi” çağrısında bulundu. Talepler arasında silahlı kuvvetlerin emisyon verilerinin kamuoyuna açıklanması da yer alıyor.
Uzmanlara göre, “yeşil” bir geleceğin yolu daha fazla ordu bütçesinden değil, barışçıl, adil ve sürdürülebilir politikalardan geçiyor.
“İklim kriziyle savaşın aynı masada yeri yok,” diyor aktivistler.
“Yeşil” Ama Barut Kokulu: Çevreci Partiler Bile Militarizasyona Teslim Oluyor
Savaşın çevresel yıkımı tartışılmadan, Avrupa’da “yeşil” partiler bile askeri harcamaların artırılmasına onay veriyor. Barış ve iklim hareketleri, bu sessiz dönüşü “ekolojik bir felaketin habercisi” olarak görüyor.
Savaş, sadece cephedeki askerler ve siviller için değil, gezegen için de derin yaralar açıyor. Patlayan bombalar, yanan ormanlar, tahrip edilen altyapılar… Silahlı çatışmaların çevresel etkisi, son kurşun sıkıldıktan çok sonra bile sürüyor. Ancak Avrupa’da artan askerileşme çağrıları karşısında, bir zamanlar barış ve silahsızlanmayı savunan “yeşil” partiler bile sessizliğe bürünmüş durumda.
“Yeşil” partilerden askeri bütçeye onay
Frans Timmermans liderliğindeki GroenLinks-PvdA ittifakı, askeri harcamaların GSYİH’nin %5’ine çıkarılmasını destekleme kararı aldı. Bu kararla birlikte parti, çevreci kimliğiyle çelişen militarist bir yönelim izliyor.
Eylül ayında yapılan kongrede, militarizasyona karşı çıkan ve yeşil bir perspektif öneren LinksBoven grubunun önerileri ise oylamaya bile sunulmadı.
Aynı şekilde, Hayvanlar Partisi (PvdD) de Meclis grubuyla birlikte ek askeri harcamaları onayladı. Bu karar, partide ciddi bir bölünmeye yol açtı: barış yanlısı bir grup “Barış Güvercinleri” adıyla ayrılarak militarist politikaya itiraz etti.
Barış sesleri daralıyor
Militarizasyona karşı duruşunu koruyan az sayıdaki parti arasında SP ve BIJ1 bulunuyor. Ancak barış ve iklim hareketleri, “yeşil” partilerin sessizliği karşısında büyüyen bir hayal kırıklığı yaşıyor.
“Askerileşme, iklim krizini derinleştiriyor. Yeşil partiler bile barıştan vazgeçerse, iklim mücadelesi kimden gelecek?”
diyen çevre aktivistleri, yaklaşan iklim yürüyüşünde bu çelişkiye dikkat çekmeye hazırlanıyor.
Militarizmin iklim bedeli
Uzmanlara göre, orduların karbon salımı birçok ülkenin sanayi üretimini bile geride bırakıyor. Tatbikatlar, silah üretimi, savaş uçakları ve donanmalar, devasa enerji tüketimiyle küresel ısınmanın görünmez motorları haline gelmiş durumda.
Barış örgütleri, hükümetlerden askeri emisyon verilerinin açıklanmasını ve iklim politikalarının savaş ekonomisiyle uyumlu hale getirilmesini talep ediyor.
“Yeşil” görünmek kolay, ama barış olmadan yeşil bir gelecek mümkün değil.
Savaşın Görünmeyen Cephesi: Ekosid – Doğaya Karşı İşlenen Suç
Savaş sadece insanları değil, gezegeni de öldürüyor. Vietnam’dan Gazze’ye uzanan ekolojik yıkım zinciri, çevre tahribatının artık savaşın “yan etkisi” değil, bir silah haline geldiğini gösteriyor.
Savaş, doğası gereği yıkıcı bir faaliyet. İnsan toplulukları, kaba kuvvet yoluyla iradelerini dayatmaya çalışırken yalnızca birbirlerine değil, doğaya da geri dönülmez zararlar veriyorlar. Sanayi devrimiyle birlikte artan teknolojik kapasite, savaşların ekolojik yıkım gücünü katlanarak büyüttü.
Tarihten bugüne: Agent Orange ve Zone Rouge
En bilinen örneklerden biri, ABD’nin Vietnam Savaşı sırasında kullandığı Agent Orange adlı kimyasal. Direnişçilerin saklandığı ormanları yok etmek için kullanılan bu herbisit, aradan onlarca yıl geçmesine rağmen Vietnam’ın geniş bölgelerinde toprağı ve suyu zehirlemeye devam ediyor.
Benzer şekilde, Fransa’daki Zone Rouge (Kırmızı Bölge), Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanmaz durumda. Ağır metaller, gaz bombaları ve patlayıcılarla kirlenmiş 1.200 km²’lik alanın 170 km²’si bugün bile tamamen kapalı.
Ekosid: Doğaya karşı işlenen en sessiz suç
Modern savaşlarda çevre tahribatı artık sadece “yan etki” değil, bilinçli bir strateji. Uzmanlar bu durumu “ekosid”, yani ekolojik soykırım olarak tanımlıyor. Toprağa, suya ve bitki örtüsüne verilen kasıtlı zarar, insanların geçim kaynaklarını yok ederek hayatı imkânsız hale getiriyor.
Gazze’de devam eden savaş bunun en güncel örneği. Bombardımanlar ve tarım alanlarına yönelik saldırılar, bölgedeki tarım arazilerinin yalnızca yüzde 5’inin kullanılabilir durumda kalmasına neden oldu.
İsrail’in zeytin ağaçlarını yok etmesi ve yerli bitki örtüsünü Avrupa’ya özgü türlerle değiştirmesi de çevre örgütleri tarafından “yeşil sömürgecilik” olarak tanımlanıyor.
Uluslararası çağrı: Ekosid suç sayılsın
Bu yıkımın ölçeği, uluslararası hukuk çevrelerinde yeni bir tartışmayı da doğurdu:
“Ekosid, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargılayabileceği bir suç haline getirilmeli.”
Barış ve çevre örgütleri, savaşların insanlığın yanı sıra doğayı da hedef aldığı gerçeğine dikkat çekerek, ekosidi insanlığa karşı suçlarla aynı kategoride değerlendiren yasal düzenlemelerin acilen hayata geçirilmesini talep ediyor.
“Bir ülke yıkıldığında yeniden inşa edilebilir,
ama yok edilen bir ekosistem geri dönmez.”
Askeri emisyonlar
İklimle olan bağlantısı iki yönlüdür. İlk olarak, birçok savaş ve askeri misyonun amacı, genellikle fosil yakıtlar olmak üzere hammaddelerin kontrolünü ele geçirmektir. Aynı zamanda, tüm bu askeri faaliyetlerin makine ve teçhizatı da muazzam miktarda fosil yakıt tüketir ve bu da onları büyük iklim kirleticiler haline getirir.
Rakamlar her şeyi anlatıyor: 2019 yılında, Scientists for Global Responsibility (SGR) ve Conflict and Environment Observatory (CEObs) askeri sektörün küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %5,5’inden sorumlu olduğunu tahmin etti. Karşılaştırma yapmak gerekirse, Uluslararası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) en son (6.) Değerlendirme Raporu’na göre, genellikle önemli bir iklim kirleticisi olarak tanımlanan hava trafiğinden kaynaklanan emisyonlar, toplamın %1,9’unu oluşturmaktadır. Bu, yarısından azdır. Buna deniz taşımacılığından kaynaklanan %1,65’lik emisyonları da eklerseniz, askeri sektörün emisyonlarının üçte ikisinden biraz azına ulaşırsınız. Tüm askeri sektörü en çok kirleten ülkeler listesine eklerseniz, 2019 yılında emisyonlar açısından Hindistan (%6,8) ve Endonezya (%3,9) arasında dördüncü sırada yer alır.
Şeffaflık eksikliğinden kaynaklanan sınırlamalar
Ancak burada bir sorunla karşılaşıyoruz. Ülkeler, IPCC’nin resmi çerçeveleri içinde askeri sektörlerinin emisyonlarını nadiren raporlamaktadır. İlk iklim anlaşması olan 1997 Kyoto Protokolü’nde, Amerikan lobisi sayesinde askeri sektöre bir muafiyet tanınmıştır. Amerikan ordusu, bu protokolde veya sonraki anlaşmalarda yapılan anlaşmalarla kısıtlanmak istememişti.
Sonuç olarak, ülkeler askeri emisyonları izlemek ve raporlamak zorunda değildir. Bu nedenle, Hollanda da dahil olmak üzere çoğu ülke bunu yapmamakta veya çok sınırlı bir ölçüde yapmaktadır. Aslında bu, askeri sektörün iklim konferanslarında yapılan tüm bağlayıcı anlaşmaların dışında kaldığı anlamına da gelmektedir. Sonuçta, emisyonları ölçmezseniz ve hatta bu emisyonların ne olduğunu bilmezseniz, emisyonlardaki azalmaları izlemek imkansızdır. Uluslararası Adalet Divanı kısa süre önce bir açıklayıcı notta, askeri faaliyetlerin neden olduğu zararların devletlerin ve iklim anlaşmalarının sorumluluğu altında olduğunu belirtmiş olmasına rağmen durum böyledir. Bu arada, Kyoto Protokolü sulandırıldıktan sonra bile Amerikalılar bu anlaşmayı hiçbir zaman onaylamadılar.
Sonuç olarak, askeri emisyonların izlenmesi SGR ve CEObs gibi bağımsız araştırma gruplarının omuzlarına düşüyor. Bu gruplar, silahlı kuvvetlerin kamuoyuna açıkladığı sınırlı rakamlara ve diğer veriler arasında gizli kalan, ancak emisyon raporlarına giren küçük veri parçalarına dayanarak tahminlerde bulunuyorlar. Ancak ilgili verilerin çoğu, genellikle ulusal güvenlik gerekçesiyle ölçülmediği veya paylaşılmadığı için bu tahminler sınırlı kalıyor.
Ayrıca, SGR’nin yukarıdaki tahmini birçok unsuru göz ardı etmektedir; örneğin, altyapıya verilen zarar (sadece yollar değil, aynı zamanda petrol depolama tesisleri gibi) ve yıkımın ardından yeniden inşa sürecinden kaynaklanan emisyonlar gibi savaşın uzun vadeli sonuçları dikkate alınmamıştır. Bu nedenle, askeri sektörün küresel emisyonlara gerçek katkısının tahmin edilen %5,5’ten daha yüksek olması muhtemeldir.
Savaşın Görünmeyen Cephesi: Ekosid – Doğaya Karşı İşlenen Suç
Savaş sadece insanları değil, gezegeni de öldürüyor. Vietnam’dan Gazze’ye uzanan ekolojik yıkım zinciri, çevre tahribatının artık savaşın “yan etkisi” değil, bir silah haline geldiğini gösteriyor.
Savaş, doğası gereği yıkıcı bir faaliyet. İnsan toplulukları, kaba kuvvet yoluyla iradelerini dayatmaya çalışırken yalnızca birbirlerine değil, doğaya da geri dönülmez zararlar veriyorlar. Sanayi devrimiyle birlikte artan teknolojik kapasite, savaşların ekolojik yıkım gücünü katlanarak büyüttü.
Problem sadece karbon değildir
Askerileşme-iklim ilişkisinin boyutları yalnızca doğrudan CO₂ emisyonlarıyla sınırlı değil: altyapı tahribatı, tarımsal arazilerin yok edilmesi, su kaynaklarının kirlenmesi, zehirli kimyasalların toprağa karışması ve uzun vadeli insani krizler — tümü ekosistemlerin geri dönüşünü zorlaştırıyor. Bu nedenle bazı uzmanlar ve aktivistler, ekosid kavramını (doğaya yönelik kitlesel ve kasıtlı tahribat) uluslararası ceza tanımına dâhil etme çağrısında bulunuyor.
Alternatif güvenlik yaklaşımları
Gezegenin yaşanabilirliğini korumak için askeri “çözümler”e dayanan bir güvenlik anlayışını sürdürmek tehlikeli sonuçlar doğurur. İklim güvenliği, toplumsal ve çevresel dayanıklılık, çatışmaların barışçıl yollardan çözümü ve askerî olmayan güvenlik yapılarının güçlendirilmesi gibi yaklaşımlar, emisyonda ve ekolojik tahribatta azaltım sağlayabilecek daha sürdürülebilir seçenekler olarak öne çıkıyor.
Elimizdeki veriler ve yeni çalışmalar açıkça gösteriyor: askerileşme artışı, iklim hedeflerini zayıflatıyor ve küresel emisyon tablosuna kayda değer ek yük getiriyor. Savaşların ve askeri faaliyetlerin gerçek çevresel maliyeti hesaba katılmadığı sürece, iklim politikalarının etkinliği ciddi biçimde sınırlanmış olacaktır. Bu nedenle hem iklim hareketi hem de barış hareketleri için öncelik, askeri emisyonların görünür kılınması, hesaplanması ve alternatif güvenlik modellerinin savunulması olmalıdır.
Bu idealist bir yaklaşım gibi gelebilir, ancak tarih, Kimyasal Silahlar Sözleşmesi gibi birçok silahsızlanma anlaşması örneği sunmaktadır. BM’nin yukarıda bahsedilen Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması (TPNW) da bulunmaktadır ve ülkeler, gerginliğin azaltılması ve güvenin tesis edilmesi için bu anlaşmayı imzalamalıdır. Hollanda bu anlaşmayı imzalamamış ve hatta BM Genel Kurulu’nda defalarca aleyhte oy kullanmıştır, oysa 2020 YouGov anketine göre Hollandalıların %78’i anlaşmayı desteklemektedir.
Kısacası, militarizmin bir çıkmaz sokak olduğunu kabul edenler için pek çok seçenek var. Ve bu gerekli, çünkü yaşanabilir bir gezegen için iklim hareketi silahsızlanmaya bağlı kalabilir ve kalmalıdır.








