Şinasi Türüdü’nün yeni çıkan Kısa Volta isimli kitabını okudum. Tür olarak kitapta “roman” yazılmış. Uzun hikâye-kısa roman anlamında novella da denilebilirmiş…
Kitap yalın ama insanı rahatsız eden gerçekleri anlatıyor. Zorlamadan, hızlıca okutuyor kendini. Betimlemeler hikâyeye hizmet eder nitelikte.
Bana göre 88 sayfalık kitap gerçekte bir teşhir kitabı olmuş. Yazarın düşüncesini bilmiyorum. Teşhir edilenlerin utanma katsayısını da bilmiyorum!
Yazar, kitapta anlattığı sübyan koğuşunda sadece o koğuştaki karakterleri anlatmış olmuyor, darbe ve cuntalı yıllarda kamusal kötülüğün tipik bir laboratuarını kelimelerle resmediyor.
Hikâyede yazar, kendinin ve arkadaşlarının yaşadıklarını anlatsa da bu kara uzun hikâyede adaletin, adaletsizliğin, cezaevlerinin gerçek yüzünü de anlatmış oluyor.
Hikâyede bir çocuğun gözünden 12 Eylül darbesi ve sonrasındaki kurumların, sistemin, toplumun tablosu bağırmadan, imalarla, imgelerle yapılıyor.
Kitabın gösterdiği bir gerçek de şu: son yıllarda toplumda ergenlikten çıkıp olgunlaşma yaşının çok ötelendiği yetkili ağızlarca anlatılıp duruluyor ya, işte kitapta anlatılan sübyan koğuşundaki yasal olarakçocuk statüsünde olan bireylerin resmi kurumlar eliyle nasıl erkenden olgunlaştırılıp, birden büyütülerek ne tür ezalara, cefalara maruz bırakıldıklarını da gösteriyor.
Kitabın imlediği ve sorguladığı bir gerçek de şu: cezaevinden çıkan, yaşadığı yerden uzaklara giden, gerçekte uzağa gitmiş midir? Belli ki yazar yattığı cezaevini ve yıllarca yaşadığı kasabayı, yüzlerce kilometre öteye de gitse, beraberinde götürmüş. Kısa Volta ortaya çıktığına göre bu durumda, iyi ki de götürmüş diyebilirim.
Şairin dediği gibi, “İnsan nereye giderse gitsin/ çocukluğunu koynunda taşır”… Çocukluğunu ve kanayan acılarını… Erken olgunlaşan anılarını…
* Kısa Volta, Şinasi Türüdü, İzan Yayıncılık, 88 sy, 2025








