• Hakkımızda
  • Künye
  • İletişim
Salı, Nisan 21, 2026
DİB | Demokrasi İçin Birlik
No Result
View All Result
  • TÜRKİYE
  • EMEK
  • ÇEVRE
  • YAŞAM
    • İnsan Hakları
    • Kadın
  • DÜNYA
  • DİB Avrupa
  • DİB BASIN AÇIKLAMALARI
  • DİB Arşiv
  • YAZARLAR
  • TÜRKİYE
  • EMEK
  • ÇEVRE
  • YAŞAM
    • İnsan Hakları
    • Kadın
  • DÜNYA
  • DİB Avrupa
  • DİB BASIN AÇIKLAMALARI
  • DİB Arşiv
  • YAZARLAR
No Result
View All Result
Demokrasi İçin Birlik
No Result
View All Result
Home YAZARLAR

Türkiye’nin Ruh Halleri: Yağmurun Gölgesi ve Gölgedeki Kül

Burhanettin Kaya by Burhanettin Kaya
29 Ekim 2025
A A
0
Türkiye’nin Ruh Halleri: Yağmurun Gölgesi ve Gölgedeki Kül

Küresel ısınma ve iklim krizi yeni kavramlar yarattı. İnsanın ruh halini anlatan. Travmalarımza yeni şekiller kattı. Yeni başlıklar ekledi. İşleri daha da karıştırdı. Ütopyalar distopyalara dönüştü. Distopyalar bir yüzleşme mi, bir isyan ya da karşı durma mı? Yoksa boyun eğmenin estetik yeni bir biçimi mi? Bu soru tartışılmayı her daim istiyor… İklim metaforları da dilimize daha çok siner ya da sığınır oldu, daha çok kullanır olduk. Yağmurun izi,  seller,  salgınlar ve belki de kuraklık.  Ama yağmurun gölgesi travmalarımızı anlatıyor,  aynı zamanda da örtüyor…

Türkiye’de yağmur gibi yağan ve kimi zaman sele daha dönüşen, -daha sonra da kuraklığa-,  işsizlik, gelecek kaygısı, siyasi atmosfer ve derinleşen ekonomik krizin, yaşamını sürdürememenin, aç kalmanın, yoksulluğun, yoksunluğun bireylerin ve toplumun ruhsal yapısının etkileyeceği konusunda kimsenin kuşkusu yok. Gencinden yaşlısına, işçisinden esnafına, öğrencisinden öğretmenine… Mavi yakalısından beyaz yakalısına. Ama özellikle ruh sağlığı bozulan gençlerin artan umutsuzluğunun ülkenin ruh sağlığımızdaki etkisi en çok merak edilen konu. Alfabetik kuşaklara bölünmüş ve harfin kaderiyle etiketlenmiş gençlik… Bir psikiyatra mikrofon uzatıldığında sorulan soruların başında geliyor bu. Geleceğimiz, umudumuz olduğunu her mecra da dile getirdiğimiz, iyi bir dünya bırakmayı arzuladığımız her daim söylediğimiz gençler umudunu yitirirse bu bizim de karanlığa gömülmemizin,  içimize çökmemizin bir habercisi olur mu? Bu sorunun yanıtının evet olmaması genç olmayanların, genç yetişkin olmayanların, diğer bir deyişle orta yaşlı ya da yaşlı yetişkinlerin bu güne dek biriktirdikleriyle, bilgiden, deneyimden ve ortaklaşmacı dayanışmadan gelen bilgelikleriyle gençleri ve gençliği bu umutsuzluktan çıkarmak için sorumluluk hissetmeleri ve bunu pratiklerine yansıtmalarını gerektiriyor? Aslına bakarsanız 19 Mart sonrası umutsuzluk atfedilen gençlerin sergilediği tepki ve direngen tavır “Z” kuşağı diye umutsuz görülen kuşağa atfedilenleri tartışmalı hale getirdi. Bu süreç bize bu sorumluluğumuzun aciliyetini de hatırlattı. Belki de bize de sinmiş olan ve kokusuna neredeyse alıştığımız umutsuzluk tozlarını savurdu.

READ ALSO

Türkiye’nin Ruh Halleri:  Şiddetin İki “Yüz”ü

1 MAYIS: ALANDA REKABET DEĞİL BİRLİK LAZIM

İşsizlik oranları arttıkça genç işsizlik oranları da artıyor. TÜİK verileri her geçen yıl genç işsizlik oranının daha da yükseldiğini gösteriyor. 2018 yılında üniversiteli işsizlerde yapılan bir araştırmada depresyon riskinin yükseldiği, işsizlik süresi uzadıkça bu riskin daha da artığı gösterilmiş1. Gelecek kaygısı ve belirsizlik ise gençlerde kaygıyı daha da artırıyor. Kaygıyla başa çıkmak için bir tür kendini iyileştirme amaçlı alkol ve maddeye yönelme gibi sonuçlara yol açıyor. Bir yandan yaşamını sürdürmek ve para kazanmak, bir yandan kaygı ve depresyondan uzaklaşma yolu olarak at yarışları, iddia, özellikle internet üzerinden kumar ve bahis oyunlarına, riskli kripto para yatırımlarına yönelik davranışsal eğilimler oluşuyor.

Belirsizliğin artmasında ve ruhsal sonuçlar doğurmasında siyasal atmosferin çok büyük etkisi var. Baskıcı siyasal yapı,  demokratik haklarını kullanabilmenin önüne engeller koyma,  ifade özgürlüğünün suç sayılması,  işkence ve kötü muamele gibi siyasal kaynağı olan süreçler önemli birer etken. Adalet ise örseleyen, olumsuz duyguları çoğaltan, ruhsal sıkıntıların oluşmasına zemin hazırlayan ve umutsuzluğu daha da pekiştiren siyasal bir araca dönüşmüş durumda.  Şiddet öğesini yoğun olarak içeren ve yaygınlaşan, organize suç olayları da doğrudan ve dolaylı olarak mağdurların yanında tüm toplumun ruh sağlığını olumsuz etkilemekte ve onarılması güç izler bırakmakta.  

İşsizlik, gelecek kaygısı, ülkedeki siyasi atmosfer, derinleşen ekonomik kriz, yarattığı yoksulluk. Bu değişkenlerin her biri ayrı ayrı ve birlikte ruhsal yapımızı etkilemekte, birçok olumsuz duygunun, ruhsal belirtilerin ve ruhsal bozuklukların oluşmasına yol açmaktadır. İşsizlik ve ekonomik krizlerin yarattığı yoksulluk ve yoksunluk, stres bozuklukları, depresyon, kaygı bozuklukları, uyum bozuklukları gibi ruhsal bozuklukların oluşmasını kolaylaştırmakta ve yaygınlığını artırmaktadır. Süreç uzadıkça ruhsal sorunların bedensel yakınmalarla ifade edildiği bedenselleştirme bozuklukları, ruhsal çökkünlükten çıkmanın ve kaygıyı gidermenin bir yolu olarak alkol ve maddeye yönelme sonucu madde kullanım bozuklukları da artmaktadır.

Son dönemde özellikle depresyon, kaygı gibi ruhsal sorunlarda artış görünür düzeyde var. Bunu daha çok sahada çalışan, ülkenin dört bir yanında kamu ve özel hastanelerde görev yapan psikiyatri uzmanlarının deneyimlerinden biliyoruz. Bu artışı gösterecek araştırmalar ne yazık ki elimizde yok. Son 2-3 yılın Türkçe yayınlanan psikiyatri dergilerine baktığımda psikiyatri kliniklerine başvurularında ruhsal bozuklukların artışını gösteren çalışmalara rastlayamadım. Sağlık hizmetlerinde yaşanan ve meslektaşlarım tarafından sıklıkla dillendirilen bu artışın verilere dönüşmediği görülüyor.  Bunun iki nedeni var. Bunlardan ilki psikiyatrinin ilgilendiği araştırma alanlarının ilaç ve tıbbi teknoloji sektörünün gereksinim duyduğu alanlara, özellikle biyolojik psikiyatrinin kapsamında konulara yönelmesi. Ruh sağlığı hizmetlerinin düzeyi, niteliği, toplumsal ve kültürel etkenlerle ilişkisi tercih edilen araştırma alanlarından değil.  Bilimsel araştırmaların altını çizdiğim bu eğilimi buna yol açıyor. Sağlık hizmetlerinin koruyucu değil tedavi edici ruh sağlığı hizmetlerine yönelmesi, neoliberal politikaların şekillendirdiği ana ekseni sağlığı özelleştirme ve ticarileştirme olan sağlıkta dönüşüm projesinin sağlık hizmetlerini özel sağlık sektörü üzerinden yürütme yönündeki tercihleri, dönüşümünü bu yönde yapıp özel sağlık sistemine alan açması, sağlık politikalarını geliştirme amaçlı epidemiyolojik alan araştırmalarını bir ihtiyaç olmaktan çıkarıyor. Türkiye’nin ruh sağlığının ne durumda olduğunu bu araştırmalar üzerinde pek göremiyoruz. Diğer neden ise Sağlık bakanlığının ruh sağlığı ile ilgili verileri derleme biçimi ve tercihleri.   Klinik uygulamadaki artışı anlayabilmenin en geçerli yolu Sağlık Bakanlığı istatistikleri olsa gerek. Geçtiğimiz yıllarda bu veriler daha az gecikme ile yayınlanırdı. Şimdi bu istatiksel veriler çok daha gecikmeli yayınlanmaktadır. Yayınlanan veriler de daha çok genel sayıları içermekte ve bu artışın kaynaklarını tartışabileceğimiz değerlendirebileceğimiz değişkenler yer almamaktadır. Son yayınlanan istatistikler 2023 yılına ait. 2025 yılını sonuna yaklaştığımız halde henüz 2024 yılı istatistikleri bile yayınlanmış değil. Ne zaman yayınlanacağına ilişkin bir bilgimiz ve bir öngörümüz yok.  Son yayınlanan 2023 istatistiklerine baktığımızda toplam başvuru sayıları, yatak sayıları, yatak doluluk oranları,  ameliyat ve cerrahi girişim, görüntüleme vb. işlemlerin sayıları genel ya da tanımlanmış bölgeler üzerinden verilmektedir. Bazı parametreler iller üzerinden verilmektedir. Dikkat çeken klinik branşlar açısından istatistiklerin verilmemiş olması.  Bu verilerin Sağlık Bakanlığında olmaması olanaklı ya da akla uygun gelmiyor. Ama kamuoyuyla paylaşılan ve kullanıma açılan verilerde yer almıyor. Bu istatistikler Bakanlık sayfasında yer almıyor. Ya Sağlık Bakanlığının ruh sağlığı istatistikleri yok, varsa da bizim haberimiz yok, ya da kimseyle paylaşılmıyor. Bu nedenle psikiyatri başvuru, yatış ya da tedavi uygulamalarında artış ile ilgili fikir verecek sayılara da ne yazık ki ulaşamıyoruz. Sınırlı veriler 2011-2023 yılları arasında yayınlanan, 2-4 yılda bir güncellenen Ruh Sağlığı Eylem Planlarındaki veriler. İlginç olan Türkiye ile ilgili bazı verileri Fransa’da kurulmuş bir veri sağlayıcı şirket olan İPSOS’un “Dünya Ruh Sağlığı Monitoru Araştırmaları” aracılığıyla öğreniyor olmamız2.

Yukarda değinmeye çalıştığım noktaların bize gösterdiği Türkiye’de ruhsal hastalıkların yaygınlığını ve risk etkenlerini gösterecek araştırmaların yeteriz olduğu. Aslında 1960’lı yıllardan bu yana ruhsal hastalıkların yaygınlığını araştırmayı amaçlayan daha çok Ankara merkezli çalışmalar yapılmıştır. Sağlıkta dönüşüm ve aile hekimliği modelinin yaşama geçirilmesi sonucu terkedilmiş ama aslında Türkiye’nin sağlık alanındaki en önemli ve özgün toplumcu projesi olan Sosyalizasyon modelinin ışığında Ankara Çubuk bölgesinde yapılmış ilk alan çalışmaları değerlidir. 1990 yıllarda özellikle Sivas’ta birçok ruhsal bozukluk ile ilgili kapsamlı alan çalışmaları yapılmıştır3. Eskişehir’de, İzmir’de yapılan araştırmalarda var. Tüm ülke geneline genellenebileceği öne sürülen iki çalışmadan söz edebiliriz. Her ikisi de Sağlık Bakanlığı tarafından Harvard Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesinden oluşan bir ekibe yaptırılan araştırmalardır. İlki 1998 yılında tamamlanmış ve yayınlanmış, 1996 yılına ait verileri içeren Erişkin Ruh Sağlığı Profili araştırmasıdır4. İkincisi de yine aynı ekip tarafından yapılmıştır. 2019 yılının verilerini içeren 2024 de tamamlanmış, Şubat 2025 yayınlanan Türkiye Ruh Sağlığı Profili-2 araştırmasıdır5. İlkinin örneklemi 7497 kişi den oluşmaktadır. Bu çalışma o dönemde birinci basamak sağlık hizmetlerinin ana aktörü olan sağlık ocakları üzerinden ulaşılan denekler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bu anlamda doğrudan bir alan araştırması değildir. Ama araştırıcılar bu verilerin yöntembilimsel olarak Türkiye’ye genellenebilir olduğunu öne sürmüşlerdir. İkinci araştırma ise Aile Sağlığı Merkezleri üzerinden Aile Hekimleri aracılığıyla ulaşılan 2374 kişi üzerinde yapılmıştır. İkinci araştırmanın sonuçlarından söz edeyim. Bu araştırmanın sonuçlarına göre toplam ruhsal hastalık yaygınlığı kadınlarda %20,7, erkeklerde %13,0 bulunmuştur. Kadınlarda yaklaşık bir buçuk kat daha yüksektir. Toplamda bu oran %17.4’dür. Kadınların %56.2’si, erkeklerin de %43.8’i hem bedensel hem de ruhsal sağlıklarının iyi-çok iyi görmektedirler. Her iki araştırma sonuçları karşılaştırıldığında araştırmacılar toplam hastalık oranlarının 21 yıl öncesiyle büyük benzerlik gösterdiğini, Obsesif Kompülsif Bozukluk (OKB) ve Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) oranlarında 21 yılda klinik olarak anlamlı artış görülürken, alkol-madde kullanım bozukluğu-bağımlılığı, panik bozukluğu ve fobilerin yaygınlığında önemli bir değişim olmadığını söylemektedirler. Majör depresyon oranlarının 21 yıl öncesinden daha yüksek olduğu, kadın-erkek oranlarının ise 21 yıl öncesine benzer olduğu (kadınlarda erkeklere oranla yaklaşık 2.5 kat daha fazla) söylenmektedir. Son 12 ayda bir ruhsal hastalığı olanlar arasında ruhsal tedavi için son 12 ayda herhangi bir tedaviciye başvuranların oranı %19,9’dur. 60 yaş ve üstünde olan daha yaşlı grupta başvuru oranları diğer yaş gruplarından daha azdır. Tüm dünyada olduğu gibi kadınların ruh sağlığı hizmetine başvuru oranları bu çalışmada erkeklerden iki kat daha fazla bulunmuştur. Son 12 ayda herhangi bir tedaviciye başvuru oranlarının 20 yıl öncesine göre biraz artmış göründüğünü söylemektedirler. Geçen 21 yılda depresyonu olanlar açısından tedaviye başvurma konusunda hemen hiç değişiklik olmadığını, aynı eğilimin Yaygın Anksiyete Bozukluğu,  Panik Bozukluğu, Alkol Bağımlılığı için de geçerli olduğunu belirmektedirler. Geçen 21 yıllık sürede değişiklik gösteren iki tanı grubu Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) ve Özgül Fobilerdir. OKB’de başvuru oranı düşerken, özgül ve sosyal fobilerde arttığını belirtmişlerdir. Hastalıkların çoğu açısından başvuru oranlarının değişmediğini, araştırma sonucunda Türkiye genelinde ruhsal rahatsızlıkların yaygınlığının 20 yıl öncesine göre büyük bir değişiklik göstermediğini öne sürmektedirler. Özet olarak toplumda her 6 kişiden birinde halen bir ruhsal hastalık bulunduğunu, her dört kişiden birinin ise hayatında en az bir kez ruhsal hastalık geçirdiğini, kadınlar, düşük eğitimliler ve gençler daha fazla risk altında olduğunu söylüyorlar.

Sonuç raporunda bunun nedenlerini araştırmanın önemli olduğunu belirtilmekle birlikte araştırmacılar Türkiye sağlık sisteminde 2000 yılından itibaren yapılan değişikliklere, sağlıkta dönüşüm modeline bir eleştiri getirmemekte, aksine örtük bir güzelleme yapmaktadırlar. Araştırma değişkenlerine bakıldığında yaş, cinsiyet, medeni durum,  eğitim durumu,  yaşanılan yer, travma öyküsü, sağlık algısı gibi değişkenler ele alınmakla birlikte sosyoekonomik değişkenler, sınıfsal yapı ile ilgili dolaylı da olsa bilgi veren gelir durumu ve bir çok halk sağlığı araştırmasında temel değişkenler olarak kabul edilen sağlığın sosyal belirleyicileri ele alınmamıştır. Bu 2374 kişi üzerinde gerçekleştirilen yüksek bütçeli ve son derece yüksek teknolojinin kullanıldığı, uygulama aşamasında zorlukları ve sınırlılıkları olan araştırmanın ülkenin ruhsal profilini gösterme açısından yeterli olduğunu söylemek kolay değil kanımca. Sağlık Bakanlığının değişmez eşlikçisi olan Hacettepe Üniversitesi ve proje avcısı Harvard Üniversitesi işbirliği ile yapılan ve son 20 yılın gerçekliğini zarif bir şekilde gölgelediğini düşündüğüm bu araştırma da Sağlık Bakanlığını ve resmi sağlık otoritesini de son derece mutlu eden sonuçlar üretmiş görünüyor.  Bu raporu eline alan resmi sağlık otoritesi ve siyasal iktidar rahat nefesler almaktadır. Bunca zamandır söze döktüğümüz savaşın, tüm biçimleriyle, şiddetin, işsizliğin, yoksulluğun, yoksunluğun, ayrımcılığın,  yasakların, anayasal demokratik hakları, ifade özgürlüğünü engellemenin, güvencesiz çalışmanın, uygulanan ekonomi politikaların, doğal felaketlerin, maden kazaların, iş ve endüstri kazalarının ve daha birçok değişkenin ruh sağlığını hiç etkilemediğini söylüyor. 5000 kişi hedeflenmişken belirlenen bölgelerde gereken sayıya ulaşılamayıp 2374 kişi ile tamamlanabilen bu araştırmanın 80 milyonu aşkın bir nüfusu olan, hem kent içinde hem de bölgesel olarak büyük farklılıklar ve eşitsizlikler taşıyan bir ülkenin ruh sağlığı profilini gösterdiğini iddia etmek gerçekçi olmasa gerek. Bu rapor üzerine eleştirel bir bakışla daha ayrıntılı ve karşılaştırmalı bir çalışma yapmaya ihtiyaç olduğu açık. Gerçek panoramayı görmek için ise çok sayıda bölgeye odaklı ve her bölge ve kentteki eşitsizlikleri göz önünde bulunduran, sağlığın sosyal belirleyicilerini temel değişkenler olarak ele alan eş zamanlı epidemiyolojik araştırmalar gerçekleştirmek ve bunların verilerini birlikte değerlendirmek gerekiyor.

Biliyoruz ki, ruh sağlığı sorunlarının sınıfsal temelleri var. Sınıf temelli bakış ile birlikte etnik, dinsel,  kültürel ve siyasal birçok değişken ruhsal hastalıkları anlamak için dayanılması gereken temel değişkenlerdir. Araştırmalar sınıf kategorisini, bunu değerlendirmeye olanak veren değişkenleri ısrarla kullanmıyorlar. Sadece bireyin biyolojik yapısına ve gizemli iç dünyasına odaklanıyorlar.  Ruh sağlığı, ruhsal bozuklukların yaygınlığı, risk ve koruyucu etkenler, tedavi oranları,  başvuru oranları,  ruh sağlığı hizmetlerinin planlanması,  sunumu sınıfsal, ekonomi politik,  etnik, siyasal ve kültürel değişkenlerden etkileniyorlar… Tanısı, tedavisi ve rehabilitasyonu… Bu süreçlerin her biri ve tümü… Tarihsel olarak araştırmalara bakıldığında ruhsal bozuklukların sınıfsal temellerini gösteren azımsanmayacak sayıda araştırma var. Eleştirel psikiyatri penceresinden bakan araştırmacılar sosyoekonomik ve kültürel değişkenlerin, sınıfsal yapının ruh sağlığı ve ruhsal bozuklukları ile ilişkisini sıklıkla araştırmışlardır.

Günümüzde psikoloji ve psikiyatri alanındaki araştırmalarda dikkat çeken önemli bir sorun sınıf temelli bir bakış açısının eksikliğidir. Sosyal bilim araştırmalarında son yıllarda daha fazla dikkat çeken bir değişken olan sınıf, psikoloji ve psikiyatri araştırmalarında yeterince ilgi görmemektedir. Psikososyal etkenler biçiminde sınırları belirsiz kavramlar olarak ele alınan bu sosyoekonomik değişkenler, araştırmalarda daha çok birbirleriyle ilişkisiz ve bireysel olarak etkilediği öngörülen değişkenler olarak ele alınmaktadır. Türkiye’de ne yazık ki, sosyal sınıfın, sınıfsal yapının diğer sosyoekonomik değişkenleri de kapsayan bağımsız bir değişken olduğunu göstermeye çalışan araştırmalar son derece sınırlıdır.

Geçekliğin bir gölge ve verili koşulların kül olmaması eleştirel bir bakışla gerçeği, görünenin altındaki gerçeği bilimsel bir çerçevede ve felsefenin sorgulayan derinliği ile göstermeyi gerektirir.

Kaynaklar

  1. Kanyılmaz Polat E, Bacak B.  İşsizliğin psikolojik sonuçları ve işsizlik süresi ilişkisi: Çanakkale’de yükseköğrenim mezunu işsizler üzerinde Bir Araştırma, Çalışma İlişkiler Dergisi, 2018, 9(2), s. 24-47.
  2. İPSOS’.  Dünya Ruh Sağlığı Monitoru Araştırmaları. 2O24 https://www.ipsos.com/tr-tr/ipsos-dunya-ruh-sagligi-monitoru-arastirmasi 
  3. Doğan O, Gülmez H, Ketenoğlu C ve ark. Ruhsal Bozuklukların Epidemiyolojisi. Sivas, Dilek Matbaası, 1995.
  4. Kılıç C. Türkiye Ruh Sağlığı Profili, Erişkin Nüfus Sonuçları. Sağlık Bakanlığı, Ankara. 1998.
  5. Sağlık Bakanlığı. Türkiye Ruh Sağlığı Profili-2 Araştırması Sonuçları. Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, 2023.
Tags: Burhanettin KayapsikolojitoplumTürkiye’nin Ruh Halleri
ShareTweet
Burhanettin Kaya

Burhanettin Kaya

Prof. Dr. Burhanettin Kaya 1988 İstanbul Tıp Fakültesi Mezunu. 1996'da Psikiyatri Uzmanı, 2006'da doçent, 2018'de profesör oldu... Kocaeli, İnönü, Gazi, Haliç Üniversitelerinde çalıştı. Girne Üniversitesinde konuk öğretim üyesi olarak ders veriyor. Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesinde Sosyoloji Eğitimi ve Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde İnsan Hakları Yüksek Lisans programını tamamladı. Türkiye Psikiyatri Derneğinde Merkez Yönetim Kurulu Üyeliği, Genel Sekreterlik, Etik Kurul Üyeliği ve Medya Koordinatörlüğü yaptı. Halen Eğitim Planlama ve Düzenleme Kurulu Başkanlığı ve Medya Kurulu üyeliği görevini yürütüyor. Ruhsal Travma ve Terapisi, Bilişsel Davranışçı Tedaviler ve EMDR, İnsan Hakları ve Psikiyatri, Ruh Sağlığı ve Medya, Psikiyatri ve Sanat, Eleştirel Psikiyatri, Sosyal Psikiyatri başlıca ilgi ve çalışma alanları.

Related Posts

Türkiye’nin Ruh Halleri:  Şiddetin İki “Yüz”ü
Yazarlar Slider

Türkiye’nin Ruh Halleri:  Şiddetin İki “Yüz”ü

19 Nisan 2026
1 MAYIS: ALANDA REKABET DEĞİL BİRLİK LAZIM
Manşetler

1 MAYIS: ALANDA REKABET DEĞİL BİRLİK LAZIM

17 Nisan 2026
ŞU İRAN SAVAŞI NEDİR? Bölüm 3
Manşetler

ŞU İRAN SAVAŞI NEDİR? Bölüm 3

15 Nisan 2026
ŞU İRAN SAVAŞI NEDİR? Bölüm 2:EMPERYALİZMİN SÖMÜRGECİ AKLA DÖNÜŞÜ
Yazarlar Slider

ŞU İRAN SAVAŞI NEDİR? Bölüm 2:EMPERYALİZMİN SÖMÜRGECİ AKLA DÖNÜŞÜ

11 Nisan 2026
ŞU İRAN SAVAŞI NEDİR? VAR MI Kİ BUGÜNKÜ DÜNYADA EŞİ? (*)
Manşetler

ŞU İRAN SAVAŞI NEDİR? VAR MI Kİ BUGÜNKÜ DÜNYADA EŞİ? (*)

9 Nisan 2026
SOSYALİSTLER TARTIŞIYOR, İŞÇİLER İZLEMİYOR
Manşetler

SOSYALİSTLER TARTIŞIYOR, İŞÇİLER İZLEMİYOR

9 Nisan 2026
Next Post
Askerileşme İklim Mücadelesini Felakete Sürüklüyor

Askerileşme İklim Mücadelesini Felakete Sürüklüyor

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DİB Hakkında

  • Hakkımızda
  • Künye
  • İletişim

Kategoriler

  • ÇEVRE
  • DİB Arşiv
  • DİB Avrupa
  • DİB BASIN AÇIKLAMALARI
  • DÜNYA
  • Ekonomi
  • EMEK
  • İnsan Hakları
  • Kadın
  • Manşetler
  • TÜRKİYE
  • YAŞAM
  • YAZARLAR
  • Yazarlar Slider
  • YOUTUBE
  • Hakkımızda
  • Künye
  • İletişim

© 2025 DİB / Demokrasi İçin Birlik Bütün Hakları Saklıdır

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • Hakkımızda
  • Home 2
  • İletişim
  • KKTC CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİTÜRKİYE’NİN DE SEÇİMİDİR
  • Künye
  • Örnek sayfa

© 2025 DİB / Demokrasi İçin Birlik Bütün Hakları Saklıdır