Türkiye’nin ruh halini, özellikle son 23 yılı, AKP’li yılları düşündükçe aklıma Cem Karaca’nın şarkısı gelir, dilime ezgisi düşer. Sonrasında ise bu ezgi dilimden bir türlü düşmez.
“Bindik bir alamete, gidiyoz gıyamete, amanin”
Öfke, üzüntü ve ironi birbirine karışır. Yüz halim gülmekle ağlamak arası. Gözümde sözlerin imgesi canlanır.
Türkiye’nin tarihinde ne yok desek cevap vermek olanaksız. Her şey var. Savaş, şiddet, katliam, soykırım, pogrom, darbe, ihanet, inkâr, ayrımcılık, adaletsizlik, hukuksuzluk, açlık, yoksulluk, ekonomik, toplumsal, siyasal krizler, çevre felaketleri, depremler, seller, kazalar, cinayetler, erkek cinayetleri, iş cinayetleri, işveren cinayetleri… Yok yok. Bunlar tüm dünyada birçok ülkede var. Gelişmiş kapitalist ülkelerden 3. Dünya ülkelerine. Bize özgü değil. Her birinde farklı farklı. Farklı düzeylerde, farklı etkilerde. Biz de daha çok. Ama biz de yok yok.
Tüm bu süreçler bireyleri, grupları, toplulukları, örgütlü ve örgütsüz tüm toplum katmanlarının ruh sağlığını olumsuz yönde etkiliyor, krize yol açıyor, örseliyor, yaralıyor ve kalıcı, onarılması güç izler bırakıyor.
Peki, bunları soğuracak etkili bir ruh sağlığı politikası var mı? Bir ruh sağlığı eylem planı? Bir ruh sağlığı örgütlenmesi var mı? Nitelikli bir sağlık hizmeti? Bunun yanıtı var gibi görünen bir yok… Görünenin altında bir şey yok. İyi denebilecek bir şey yok. Peki, bir ruh sağlığı yasası var mı? O da yok. Bugüne dek hazırlanmış ve kimi komisyona gelememiş, kimi komisyonlarda bekleyen, meclis gündemine bir türlü gelememiş 18 yasa taslağı var. Ama yasa yok.
Türkiye’nin yaşanan süreçleri doğru okuyan bir ruh sağlığı politikası, bir politika metni var mı? Aynı şekilde. Varla yok arası. Sağlık Bakanlığının Harvard Üniversitesine ihale ettiği, her zamanki gibi Hacettepe Üniversitesinin değişmez eşlikçi olduğu, 200’ü aşkın kişi, kurum, Üniversite ve meslek örgütünden görüş alındığı ama hiçbirinin içeriğe yansıtılmadığı, bu politika metni sayesinde Türkiye’yi ilk kez bu denli yakından tanıma fırsatı bulduğu için mutluluk duyan Harvard Öğretim Üyesi bir proje avcısı akademisyen tarafından kaleme alınan, yirmilerinde bir ruh sağlığı politika metni var.
2011 yılında yayınlanan Ruh Sağlığı Eylem Planı bu politika metninin ışığında Dünya Sağlık Örgütü ve Avrupa Birliği işbirliği ile yayınlandı. Bu eylem planı metni görece çağdaş bir ruh sağlığı hizmetlerinin yaygınlaşmasını hedeflese de, o sırada uygulanmakta olan sağlıkta dönüşüm planı ile çelişen; toplum temelli ve ulaşılabilir ruh sağlığı hizmetleri gibi “ütopik” hedefleri de içermekteydi. Bu eylem planında, meslek örgütlerinden alınan görüşler metne hiç yansıtılmamış ya da çok az yansımış, metnin son hali neredeyse ifade ve imla hatalarının düzeltilmesi amacıyla üniversitelerin, meslek örgüt ve derneklerinin değerlendirmelerine açılmıştı. Burada yapılan öneriler de çoğunlukla değerlendirilmeye alınmamış, büyük eksiklikleri, yanlışları ve belirsizlikleriyle bir politika metnine dönüştürülmüştü. Metin, Avrupa Birliği uyumu da dikkate alınarak oluşsa bile Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, bağımsız tabip odalarının müdahale ve denetimini içermiyordu1.
Bir süre sessiz kalan bu metin, görece özgün eklemeler içerse de 2011 yılında bir Ruh Sağlığı Eylem Planı olarak yayınlanmış ama bu eylem planı tam olarak hayata geçirilemediği gibi, planın hedefleri ile çelişen neo-liberal politikaların ışığında; ‘Sağlıkta Dönüşüm’ başlığında sağlıktaki ticarileştirmeye büyük bir hızla devam edilmişti. Ruh Sağlığı Eylem Planı’nı oluşturanlar bile, o planın hayata geçirilişinden hoşnutsuzluklarını birçok kez dile getirmişlerdi. Siyasal iktidar güncel siyasetin gereksinimlerine göre, eylem planındaki ilkeleri ihlal etmiş ve tanımı ve anlaşılması zor durumlar yaratmıştı.
Eylem planının hedeflediği toplum içinde ruh sağlığının çok yönlü iyileştirme ve önleme birimleri şu anda ya bir semt polikliniği gibi tedavi hizmeti veren ya da sanatsal ve el işi çalışmaları yapan; neredeyse sponsor ilaç firmalarına eşantiyon üreten ve koruyucu ruh sağlığı bağlamında etkili bir iş yürütemeyen; kimi zaman da bir sürgün yeri kimliği kazanan Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerine (TRSM) dönüştü. Planlanan psikiyatri yatakları ise, şehir hastaneleri gibi nasıl işleyeceği konusunda hiçbir örneği olmayan, kaynak tüketimi üzerine kurulu bir sistemin içinde belirsizleşti. Şehir hastaneleri, kamu özel ortaklığı anlayışının bir ürünü olarak yeşil alanları, ormanları, kentlerin soluk aldığı doğal alanları tahrip ederek dalga dalga yayıldı. Yeni istihdam biçimleri de üreten bu yapıların içinde, psikiyatri eğitim ve uygulaması ciddi bir tahribat yaşadı. Bu genişleyerek sürüyor. Adı şehir hastanesiyken şehirlerin çok uzağında inşa edilen AVM’leri andıran kamu görünümlü bu şirket hastanelerindeki kabarık asistan sayıları, dosya üzerinden verilmiş doçentlik unvanları ile eğitim görevlisi yapılan deneyimi yetersiz az sayıda hekim aracılığıyla yürütülen psikiyatri uzmanlık eğitimi. Manzara bu. Ciddi sorunlar var. Eskiden depo hastaneler şehrin uzağındayken, şimdi nerdeyse merkezdeki ulaşılabilir hastaneler oldu. Şehir merkezlerindeki köklü kamu hastaneleri artarda kapatılarak özel hastanelerin ana hizmet hastaneleri olmasının yolu açıldı.
Sağlıkta Dönüşüm Programının uzantısında geliştirdiği bu ulusal ruh sağlığı politika metnine sadık Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı, söylemine her yıl yeni bazı hedefler eklenerek yeniden yayınlanıyor. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Ruh Sağlığı Daire Başkanlığı koordinasyonunda Dünya Sağlık Örgütü Türkiye Ofisi ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı iş birliği, Avrupa Birliği ve Dünya Sağlık Örgütü eş finansmanı ile teması “Ruhsal Engelli Bireyler için Sosyal İçerme Projesi” olarak ifade edilen ve 21-22 Mayıs 2025 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı 2025-2030 Hazırlık Çalıştayı 2,3 sonuç raporu yayınlandığında nelerin nasıl ele alın(ma)dığını ya da alın(may)acağını görebileceğiz.
Dünya Sağlık Örgütü, ruh sağlığı politikasını; ruh sağlığını geliştiren ve ruhsal bozuklukların toplumsal yükünü azaltmak için düzenlenmiş ilkeler, değerler ve amaçlar bütünü olarak tanımlıyor. Ruh sağlığının insan gelişimi ve yaşam kalitesi ile sıkı bir biçimde ilişkili olması, ruhsal bozuklukların dünya genelinde belirgin bir hastalık yükü oluşturması ve ruh sağlığı ile ilgili girişimlerin yaşama geçirilmesi için pek çok farklı sektörün katılımının gerekmesi sebebiyle ülkelere ruh sağlığı politikası, eylem planları ve programları oluşturmalarını öneriyor4. DSÖ’nün de özellikle çok sektörlü vurgusu kulağa hoş gelse de sektörlerin her zaman kamusal yapıları işaret etmemesi, özel sektörün ruh sağlığı hizmetlerinde yer almasına olanak veren bir zihinsel çerçeve oluşturduğu anlaşılıyor. Temel amacın hastalık yükünü azaltmak ve yaşam kalitesini düzeltmek olması yaşam kalitesini bozan ruhsal hastalıkların oluşmasını engellemeye, stres etkenlerini ortadan kaldırmaya ve stres etkenlerine yönelik birincil koruyucu bir ruh sağlığı hizmetini geliştirmeye değil, oluşan hastalığın yükünü azaltmaya odaklı ikincil ve üçüncül koruyuculuk perspektifli bir düzenlemeyi ülkelere önerdiği görülüyor. Bu da doğal olarak her ne kadar Toplum Ruh Sağlığı Hizmetleri olarak adlandırılsa da bireye odaklı, daha doğrusu hastalanmış bireye odaklı bir politika önerdiğini gösteriyor.
Türkiye Resmi sağlık otoritesi de şimdiye dek buna göre hareket etmiştir. 2006 tarihli Ulusal Ruh Sağlığı Politika Metni temel alınarak hazırlanan Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı’nda da 5,6,7 merkeze bireylerin gereksinimlerinin alındığı, bireye hizmetin “uygun yöntemle yeterli bir biçimde” verilmesini sağlayan bir ruh sağlığı hizmet ağının kurulmasının amaçlandığı vurgulanmıştır. Her iki yılda bir bu yönde güncellemeler yapılmaktadır. Amaç ruh sağlığı hizmetlerinde, ruh sağlığı sorunu bulunan kişilerin hastaneye yatırılmalarına ihtiyaç kalmayacak veya hastanede kalış sürelerini asgariye indirecek şekilde hayatlarını sürdürmelerine destek sağlayacak birey odaklı bir yaklaşımı geliştirmektir4. 2021-2023 dönemi Ruh Sağlığı Eylem Planının temel sloganı da “Ruh sağlığı hizmetlerinde bütünleşik toplum temelli ruh sağlığı hizmet modelini hayata geçirmek, bireylerin ruh sağlığını takip etmek, korumak ve iyileştirmek” olarak ifade edilmiştir. Hizmet modeli olarak da kurulacak, bir tam zamanlı psikiyatrist, iki hemşire ve en az yarı zamanlı bir psikolog, bir sosyal çalışmacıdan oluşan Toplum Ruh Sağlığı Ekipleri (TRSE) ile yaklaşık 250.000 kişilik nüfusa yönelik birinci basamak sağlık hizmetleri, toplum temelli ruh sağlığı hizmetleri, sosyal bakım destek hizmetleri ve karmaşık ihtiyaçları olan bireyler için bölgesel olarak verilecek özelleşmiş hizmetleri içeren bütünleşik ruh sağlığı hizmetlerinin verilmesi öngörülmektedir. Bu hizmet sürecinde ekiplerin görev alacakları birimler de aile hekimlikleri, sağlıklı hayat merkezleri, hastanelere bağlı ruh sağlığı hizmet birimleri, Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri, poliklinikler ve genel hastaneler içinde açılacak birimlerdir.
Bugün ülke genelindeki sayısı 200’e yaklaşmış olan Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinin de adı topluma yönelik bir hizmeti çağrıştırsa da asıl olarak başta şizofreni, şizo-afektif bozukluk, diğer psikotik bozukluklar, iki uçlu bozukluk gibi kronik ruhsal bozuklukları olan kişilerin tedavi, takip ve rehabilitasyon ihtiyaçlarını takip eden, bağlı olduğu yataklı birimin semt polikliniği olarak hizmet veren bir işlev görmektedir. Gerçek anlamda “sektör”e, yani bir bölgeye, nüfus temelli hizmet veren, ruh sağlığı sorunu olamayan insanların ruh sağlığını geliştirmek, bağışık kılmak, ruhsal bozuklukların oluşmasını önlemek, hastalık ortaya çıkarsa erken tanı ve tedaviyi olanaklı kılmak, toplum içinde toplumla birebir etkileşerek ruh sağlığını korumak ve güçlendirmek gibi bir çalışma amacı, planı ve işlevi yoktur. Farkındalık çalışmaları olarak da uygulanan etkinlikler bir takım konferanslar ve broşürlerin ötesine geçmemektedir. Kurulması öngörülen Toplum Ruh Sağlığı ekiplerine de bu yönde bir amaç tanımlanmamıştır.
Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı 2025-2025 Hazırlık Çalıştayının temasının “Ruhsal Engelli Bireyler için Sosyal İçerme Projesi” olması da bu eğilimin devam ettiğini düşündürmektedir 2,3.
Buradan anlaşıldığı üzere, eylem planlarına dönüşen bu ruh sağlığı politikalarının toplumcu bir perspektifinin olmadığı, çok sektörlü yaklaşımın yalnızca belirli kamu ve özel kurumlarla yürütülmesi istenen çalışmaları işaret ettiği anlaşılmaktadır. Sağlık Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı dışındaki diğer işbirliği yapılması planlanan kamu kurumları içinde İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Diyanet işleri Başkanlığının da olması gündemin sağlığı koruma ve geliştirmeden öte daha siyasal tercihlerle de ilişkili olduğunu düşündürmektedir. İşbirliği kurulması planlanan örgütler arasında Türkiye Psikiyatri Derneği, TTB, diğer hekim örgütleri, sağlık iş kolu sendikaları, ruh sağlığı alan dernekleri, ruh sağlığı çalışanları dernekleri, hasta dernekleri vb. dernek ya da sivil toplum örgütleri yoktur. Sivil toplum kuruluşları olarak siyasal iktidarın özellikle eğitim ve sağlık alanına yönelik sergilediği muhafazakârlaşma eğilimine de koşut olarak iktidara yakın bazı vakıflar, cemaatler ve tarikatlara bir görev yüklenme eğilimlerinin olduğu görülmektedir. 2015 yılından itibaren Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hastaneler, öğrenci yurtları, ceza infaz kurumları gibi kurumlarda kadro ve unvanı olmamasına rağmen bazı diyanet personeli “Manevi Danışman” olarak görevlendirilmesi, bir yönetmelikle hukuksal zemininin oluşturulması buna çok açık bir örnektir.
Ruh Sağlığı yasasının komisyonlarında takılıp kalması, bir türlü meclis gündemine gelememesi ve yasalaşamaması da üzerine düşünülmesi tartışılması gereken önemli bir gerçeklik…
Bugüne dek yapılanlara bakıldığında da 2011 tarihli Ruh Sağlığı Eylem Planı ile belirlenen amaç ve hedeflere tam olarak ulaşılamadığı görülüyor. Sağlık insan gücü halen sayı ve nitelik yetersiz ve dengesizdir. Planlanan Toplum Ruh Sağlığı Ekipleri halen kurulmamıştır. Kurulacağını gösteren herhangi bir çalışama ve hareket yoktur. Var olan Toplum Ruh Sağlığı Merkezi ekipleri de, henüz iyileşme yönelimli ve hastalığı değil kültürel, toplıumsal ve sınıfsal bağlamıyla hastayı odak alan bir anlayıştan uzaktır 8. Resmi sağlık otoritesi ile bu alanda söz ve işlevi olan tüm kurum ve sağlık örgütlerinin, hasta derneklerinin aktif katılımıyla surecin eleştirel olarak ele alınacağı bir tartışma zemininin oluşturulması ve bu tartışmada elde edilen geribildirimler doğrultusunda eylemi geçilmesi yönünde bir talep ve girişimi de yoktur 6. İlk adım bu talepleri söze ve eyleme dökmek olmalı kanımca.
Psikiyatrinin, alanda bilimsel bilgi üretimine, eğitime ve ruh sağlığı hizmetine katkı sağlayan tüm üniversite psikiyatri anabilim dallarının, tüm eğitim ve araştırma hastanelerinden görev yapan öğretim üyesi ve uzmanlarının bu tartışmalarda etkin özneler olmaları bu ülkeye karşı taşımaları ve yaşama geçirmeleri gereken en temel sorumluluklarından biri.. Ayrıca başta Türkiye Psikiyatri Derneği olmak üzere ruh sağlığı alanında ki diğer meslek örgütleri, hasta dernekleri ve örgütleri ulusal ruh sağlığı politikasını, siyasal iktidarın gereksinimlerine göre güncellenen ruh sağlığı eylem planlarını her zaman gündeminde tutmak, eleştirel bir bakış açısı ile etkin çalışmalar yürütmek, politikaların geliştirilmesi ve yaşama geçirilmesinde, hem mesleki hem de toplumsal tepkinin oluşturulmasında ana aktörler olmalıdır. Bilim, etik ve dayanışma ile…
Alametten inmenin, kıyametin korkusundan kurtulmanın, kâbustan uyanmanın yolu eleştirel bilinç ve bilinçli eylem ile şekillenen örgütlü tepki, ortaklaşmacı mücadeledir.
Yine Cem Karaca’nın bir şarkısıyla bitireyim.
“Bekle beni, geleceğim”
KAYNAKLAR
- Kaya B, Ruh sağlığı eylem planı 2021-2023: Ne söylemeli? Ne yapmalı? Klinik Psikiyatri 2024;27:3-4
- Ruhsal Engelli Bireyler için Sosyal İçerme Projesi. Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı (URSEP) 2025-2030 Hazırlık Çalıştayı, 21-22 Mayıs 2025, Ankara. https://www.sosyalicermeprojesi.org/ursep-calisatyi Erişim: 18.11.2025
- Türkiye İnsan Hakları Ve Eşitlik Kurumu (TİHEK). Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı Hazırlık Çalıştayı’na Katılım Sağlandı. https://www.tihek.gov.tr/ulusal-ruh-sagligi-eylem-plani-hazirlik-calistayina-katilim-saglandi. Erişim: 18.11.2025
- Sağlık Bakanlığı, Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı 2020-2023.
- Kaya B, Türkiye’nin ruh sağlığı modelini yeniden tartışmak: Nereye gidiyoruz? Klinik Psikiyatri 2022;25:348-349
- Türkiye Cumhuriyeti Ruh Sağlığı Politikası, Ankara 2006.
- Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı / 2011- 2023, Ankara 2011.
- Soygür H, Türkiye’de Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri: Quo Vadis? Arch Neuropsychiatr 2016; 53: 1-3.








